Hakkımda
 Yaşam ve İlişkiler Koçluğu
Usui Reiki
Işık Köprüsü / BEAT
Altın Üçgen / GMA
EFT / TAT
Etkinlik Programı
Faydalı Bilgiler
Çeşitli Yazılar
Hikaye Tadında Mesajlar
Ayın Taşı
e-kitap
Albümler
 

ARŞİV

Hikaye Tadında Mesajlar
Ayın Taşı

 


Hikaye Tadında Mesajlar

DENİZYILDIZI

Bir zamanlar yazılarını yazmak üzere okyanus sahiline giden aydın bir adam varmış. Çalışmaya başlamadan önce sahilde bir yürüyüş yaparmış. Bir gün sahilde yürürken plaja doğru baktığında dans eder gibi hareketler yapan bir insan silueti görmüş. Başlayan güne dans eden biri olabileceğini düşünerek gülümsemiş ve ona yetişebilmek için adımlarını hızlandırmış. Yaklaştıkça bunun bir genç adam olduğunu ve dans etmediğini görmüş. Birkaç adım koşuyor, yerden bir şey alıyor ve yumuşak bir hareketle okyanusa fırlatıyormuş.

Biraz daha yaklaşınca seslenmiş: "Günaydın. Ne yapıyorsun böyle?"

Genç adam durmuş, başını kaldırmış ve cevap vermiş: "Okyanusa denizyıldızı atıyorum."

"Sanırım şöyle sormalıydım" demiş, yazar. "Neden okyanusa denizyıldızı atıyorsun?"

"Güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları suya atmazsam ölecekler."

"Ama delikanlı, görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve baştan aşağı denizyıldızıyla dolu. Hiçbir şey fark etmez."

Genç adam kibarca dinlemiş, eğilerek yerden bir denizyıldızı daha almış ve dalgalanan denize doğru fırlatmış;

"Bunun için fark etti" demiş.

Bu cevap adamı şaşırtmış. Ne söyleyeceğini bilememiş. Geriye dönmüş, yazısının başına geçmek üzere kulübesine gitmiş. Gün boyunca bir şeyler yazmaya çalışırken genç adamın görüntüsü gözünün önünden gitmemiş Aklından çıkarmaya çalışmış, bir türlü olmamış. Nihayet akşama doğru fark etmiş ki, o koca bilim adamı, o büyük şair, bu gencin davranışının özünü kavrayamamış. Çünkü bu gencin aslında yaptığının evrende bir gözlemci olmayı ve olup biteni izlemeyi değil, evrende bir oyuncu olmayı ve bir fark yaratmayı seçmek olduğunu anlamış. Utanmış. O gece sıkıntı içinde yatmış. Sabah olduğunda bir şey yapması gerektiğini bilerek uyanmış. Yataktan kalkmış giyinmiş, sahile inmiş ve o genci bulmuş ve bütün sabahı onunla okyanusa denizyıldızı atarak geçirmiş.

Fark yaratma yeteneği.....
Ne güzel bir deyim bu......
Söylenmesi bile güzel.....
Fark yaratma yeteneği.....
Bu gerçekten hepimizde var....
Ya yıldızlar......
Milyonlarca......

Harika bir 21. Yüzyıl istiyorsak, evrende bir gözlemci olup, olup biteni izleme yerine, evrende bir oyuncu olup, fark yaratmayı seçmemiz gerek. Haydi, kendi yıldızımızı bulalım ve farkı yaratalım.....
Hemen........
Bugün........
Vakit geçirmeden........

Lauren Tseley

 

 

ÖLÇÜ VE YENİLENME 

Bir bilgeye sormuşlar:

"Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?"

"Terzimi severim", diye cevap vermiş.

Soruyu soranlar şaşırmış:

"Aman üstat, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı?"

Bilge:

"Evet, dostlarım, ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, ölçümü yeniden alır.   Diğerleri öyle değil. Bir kez hakkımda karar verdiler mi, ölünceye kadar beni hep aynı gözle görürler."

 

ATEŞBÖCEĞİ

"Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu, duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor gerçek kimliğimizi,
Duyularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateş böceği sansalar beni.?
Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğunu el kaldırmaya kıyamaz?
Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup, bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
O da çözülecek belki samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu, kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak
İncinsek yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu
Denesek
Risk alsak
Yanılsak
Fark etmez
Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o on beş yıldan öncesi gibi.
O zaman fark edeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yasadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşulları bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kara bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkûm ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi."

TAGORE

 

BELKİ...

Belki, mutluluk kapısı kapandığında, başkası açılıyordur. Fakat böyle zamanlarda kapanan kapıya öyle uzun bakarız ki, bizim için açılan diğer kapıyı görmeyiz bile.

Belki, en iyi arkadaşlık, sallanan bir koltukta beraber sallandığınız, tek bir kelime etmediğiniz ve giderken bunun hayatınızdaki en iyi sohbet olduğunu düşündüğünüz kişilerde saklıdır.

Belki, elimizde olanın kıymetini kaybettiğimizde anladığımız doğru olabilir. Fakat elimize gelene kadar neler kaçırdığımızın farkına varamadığımız da doğrudur.

Belki, birine sevginizin tümünü sunmak, sizi de aynı şekilde seveceğinin garantisi olmayabilir. Sevgiye karşılık beklemeyin, sadece sevginin karşıdakinin kalbinde büyümesini bekleyin. Fakat olmazsa da, sizin kalbinizde büyüdüğüne emin olun.

Belki, öyle zamanlar vardır ki, bazen birini çok özlersiniz, onu hayallerinizden çıkarıp gerçek hayatta kucaklamak istersiniz. Hayal etmek istediğiniz şeyi hayal edin, gitmek istediğiniz yere gidin, olmak istediğiniz kişi olun. Çünkü yaşayabileceğiniz tek bir hayatınız var ve tüm bunları yapabilmek için tek bir şansınız.

 

AH ŞU İNSANLIK...

Eflatun'a iki soru sormuşlar. Birincisi;

"İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir?"

Eflatun tek tek sıralamış:

  • Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler.
  • Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri kazanmak için de para öderler.
  • Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla, ne bugünü ne de yarını yaşarlar.
  • Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.

Sıra gelmiş ikinci soruya: "Peki siz ne öneriyorsunuz?"

Bilge yine sıralamış:

  • Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır.
  • Önemli olan; hayatta "en çok şeye sahip olmak" değil, "en az şeye ihtiyaç duymaktır".
  • Sizi seven çok kişi vardır ama onlar duygularını nasıl ifade edeceklerini bilmeyebilirler.
  • Bazen "başkaları tarafından affedilmek yetmez", "siz de kendinizi affedebilmelisiniz".

Genç Gelişim-32.sayı

 

TOPRAK VE YAŞAMAK

Aslında hiçbir şeyin manası yok değil mi hayatta?

Mutluluk ben hissedersem; üzüntü, keder, "içime doldu" dersem var...
Ben koklarsam, çiçegin anlamı var...

Ben yaşarsam hayat var ancak;
"ancak ve ancak" benim gözlerimi kapadığım güne kadar...

Yok gündüz, gece ve ay çekirdegi
Ve taze sıkılmış meyve suyu;
Yok Arnavut kaldırımları,
Köşedeki bakkal yok,
Balkon demirleri evimin;
Evimin duvarları...
Yok...

Yok sevgi, aşk, huzur, para!

Ben yoksam, hiçbiri yok...

Ben yaşarsam var bu hayat ve tüm bu ıvır zıvırlar...

Tatmadıktan sonra ne anlamı var bir limonun ekşi, horozşekerinin tatlı olmasının?

Görmedikten sonra bakmanın ne anlamı var?

Dinlemedikten sonra duymuş olmanın ehemmiyeti nereye kadar...?

Tutmadıktan sonra verilen sözlerin, edilen vaatlerin?

Yalanın kime ne faydası var; ya da dürüst olmanın; toprağa boylu boyunca uzandıktan sonra?

 

Özgün Durak / 29 şubat2008
www.hikayeler.net/yazarlar/15670/ozgun-durak

 

TEMİZLİK

Temizlik yaptım bugün. Hem de tüm benliğimde. Fiziksel bedenim dahil tüm enerji bedenlerimde, bilincimde ve bilinçaltımda. En küçük yerlerine, kıvrımlarına girmiş, sinmiş tüm enerji blokajlarını temizdim. Farkında olduğum bütün olumsuz düşünce ve duygularımı, inanç kalıplarımı ve kodlamalarımı iptal ettim.

Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce.

Görmenizi isterdim. Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış, inanmazsınız. Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle. Önce yaptıklarımla ve yapamadıklarımla kendimi bağışladım, ardından titizlikle görebildiğim, göremediğim her yere, tüm enerji alanıma ektim bağışlamanın tohumlarını. Temizlerken kırgınlıklarımı ve izlerini, didiklemedim neydi onlar diye. Geçmişimi sevgiyle bıraktım. Çünkü biliyordum, yaptıklarımla geleceğe yeni bir farkındalıkla adım attığımı.

Kıskançlığıma, kıyaslama, rekabet ve haset duygularımın izlerine baktım .

Kıskançlığımı temizlemem kolay oldu. Sevindim. Çok şükür ki, kin, nefret ve haset yoktu yüreğimde. Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum. Yine de temizlerdim diğerlerini temizlediğim gibi sabırla. Ama kıyaslama ve rekabet adına yakışır bir şekilde biz buradayız diyorlardı. Kendimi bile yaptıklarımla ve yapamadıklarımdan dolayı bir zamanlar nasıl da kıyaslamışım. Hepsini çıkardım ve temizledim.

Sıra korkularıma gelmişti.

Çıkarmaya bile korktum önce. Ne de çok alışmışım onlarla yaşamaya. Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır, sıkı sıkıya nasıl yapılışılır acılarla var olmaya anlayamadım. Toprağını ve bulunduğu yeri seve menekşe gibiydiler. Ee, ne de olsa iyi bakmıştım onlara. Her gün yeni yeni korkular ekip, endişelerimle sulamıştım: Hastalık, aile içinde ve toplumda sevilmeme, yalnız kalma, dışlanma, aldatılma, yetersiz olma, var olan düzeni ve statüyü kaybetme, parasız kalma, anlaşılamama, başaramama, eleştirilme korkularımın hepsini temizlerken yorulduğumu hissettim.

Huzuru, mutluluğu ve yaşamdan keyif almayı ne de çok ihmal ettiğimi anladım o an. Bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekseydim; almadan verip, beklemeden sevseydim ve paylaşsaydım,  her şeyden önce içimdeki gücün ve yüreğimdeki sevginin farkında olsaydım, böyle bahar temizliğine ihtiyacım olmazdı. Çok zorlandım korkularımla. Birbirlerinin içine halkalar misali girmişler ve kenetlenmişlerdi adeta. Ama onları da sevgiyle çıkardım. Onları yaşamaktan, hem de bir zamanlar bir kabus gibi yaşamaktan, pişmanlık duymadan çıkardım ve enerji izlerini temizleyerek kolaylıkla hazmetmeyi seçtim.

Son olarak öfkeye ve yargılamaya bir bakayım dedim.

Bu temizlikten egom çok rahatsız oldu. Kendime ve çevreme öfkelendiğim hatta Tanrı'ya kızdığım ne çok zaman olmuş. Kanırta kanırta çıkarken canım çok acıdı, ne de güzel beslenmiş içerde. Sırf benim düşünce sistemime uymadı diye nasıl da acımasızca yargılamışım insanları. Önyargıyla ne kadar çok değerlendirme yapmışım olaylarda. Hele kendimi nasıl yargılamışım bir türlü inanamadım. Yine de başardım üzerime bir kılıf gibi geçmiş olan bu olumsuz duygulardan kurtulmayı.

Pek bir rahatladım. Birden baharın gelişiyle doğanın uyanırken yaydığı mis gibi kokuları duymaya başladım.  Gözlerim ışıl ışıl, yüreğim sevginin o güzel frekansı ile atıyordu sanki. 

Temizlik yaptım bugün. Bahar temizliği.

Neşe ektim, hoşgörü, sağlık ektim, bol coşku ve keyfi de ihmal etmedim. Almadan vermeyi, sevilmeden de sevmeyi, paylaşmayı ektim, huzuru ve içsel dengeyi yerleştirdim.

Sevgi ve güven ektim alabildiğine. Saatlerce ektim sevgiyi. Biliyordum artık yüreğimden sevgiyi, sevgi denen o enerjiyi, o frekansı sadece yoğunlaştırıp serbest bırakacak ve önce kendimi sevgimle ödüllendirecektim. Öyle de yaptım. Bağışlama ektim. Aşk ektim her hücreme. Coşku, heyecan ektim. Kabullenme ektim. Baş eğme değil. Olduğu gibi kabullenme; kendimi, çekirdek ailemi ve çevremdekileri. Onların var oluş biçimlerine saygı duymayı öğrenmiştim artık. Biliyordum artık yaşadığım tüm olayların bir yaşanma sebebi olduğunu ve tüm ilişkilerimde yaşadıklarımın bana beni gösterdiğini...

Temizlik yaptım bugün. Bahar temizliği. Ve bunu yapabildiğim için de kendime kocaman bir aferin verdim. Şükrettim varlığıma, bilincime, yüreğime, sahip olduğum her şeye ve yapabildiklerime... Şükürler olsun!

Serap Toyata Büyükşalvarcı

 

 

MUTLULUK

İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş... Hep şikayetçi hep bıkkınmış... Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler.

"Saklayalım, zor bulsunlar. Zor buldukları için belki kıymetini bilirler" diyerek başlamışlar tartışmaya. Sorun büyükmüş. Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü.

Kimisi "Everest'in tepesine saklayalım" demiş, kimisi "Atlas Okyanusu'nun dibine" demiş.

Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası, bir hastanenin yeni doğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi, sigara paketi, lale bahçesi...

Pek çok yer düşünmüşler ama hiç biri yeterince zor gelmemiş...

Derken meleklerden biri "İÇLERİNE SAKLAYALIM" demiş. "Kimsenin aklına gelmez içine bakmak".

İşte o gün bugündür, mutluluk insanın kendi içinde saklıymış...

Mutluluk emekte ve insanın içinde saklı. Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde......

Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun.

Siz dışınızı boşverin , içinize bakın...

 

ASLA ÇOK GEÇ DEMEYİN

Çok geç diye bir zaman yoktur!..

Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra; "Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecekmisiniz" dedi. Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omuzuma dokundu. Döndüm. Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu.

"Ben Rose" dedi. "Benim adım Rose, yakışıklı. 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim"?

Güldüm. "Tabii" dedim. "Hadi sarıl bana". Öyle sımsıkı sarıldı ki "Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin" diye şaka yaptım.

Minik bir kahkaha ile yanıtladı:
"Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım" .

Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık. Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestre boyunca Rose kampüsün gülü oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu.

Sömestre sonunda, futbol balosuna davet ettik, Rose'u. Konuşma yapması için. Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok. Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşmaya başlamadan; "ne kadar beceriksizim, değil mi? Özür dilerim. Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir duble viski attırdım. Sonucu görüyorsunuz, şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil. Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu" ?

Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı:

"Yaşlandığımız için, evlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz. Evlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır. Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak. Bir rüyanız olmalı mutlak. Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok.

Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır. Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden bir yıl sırt üstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz. Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden sırt üstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur.

Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir. Asla pişman olmayın. Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapamadıklarımızdan pişman oluruz çünkü. Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır. Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır".

Ders yılı sonunda Rose, yıllarca önce başlayıp, yaşam mücaadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi.

Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü. Cenaze törenine iki binden fazla üniversite öğrencisi katıldı. "Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını" hepimize hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu.

Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:

"ÇOK GEÇ DİYE BİR ZAMAN YOKTUR" !

 

90' a, 10'un Sırrını Keşfedin

Bir örnek verelim. Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Çocuğunuz, kahve fincanına çarpıyor.  Ve bir fincan kahve gömleğinizin üzerine dökülüyor. Bu olay üzerinde hiç bir kontrolünüz yok.

Sonradan olacaklar ise sizin  davranışınıza göre belirlenecek. Lanet ediyorsunuz. Kahveyi üzerinize döktüğü  için kaba bir şekilde çocuğunuzu azarlıyorsunuz. Çocuğunuz üzülüyor ve ağlamaya başlıyor. Çocuğunuzu azarladıktan sonra eşinize dönüyor ve kahve fincanını masanın kenarına çok yakın koyduğu için eleştiriyorsunuz. Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor. Öfkeyle üst kata çıkıyor ve gömleğinizi değiştiriyorsunuz. Aşağıya indiğinizde çocuğunuzu, ağlamaktan dolayı kahvaltısını bitirememiş ve okul için hazırlanamamış bir halde buluyorsunuz. Çocuğunuz otobüsü kaçırıyor. Eşinizin ise gitmek için hemen çıkması gerekiyor. Hemen aceleyle arabanıza koşuyorsunuz ve çocuğunuzu okula bırakmak üzere hareket ediyorsunuz. Geç kaldığınız için, hız sınırlaması olmasına rağmen, hızlı gidiyorsunuz. 15 dakikalık gecikmeden ve hız limitini aştığınız için ödediğiniz trafik cezasından sonra okula ulaşıyorsunuz. Çocuğunuz size "hoşçakal" demeden binaya koşuyor. İş yerinize 20 dakika gecikmeyle geliyorsunuz  ve evrak çantasını evde unuttuğunuzu anlıyorsunuz. Gününüz korkunç bir şekilde  başladı! Devam ettikçe, kötüleşiyor, daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz. Eve gitmeyi  dört gözle bekliyorsunuz. Eve ulaştığınızda eşiniz ve çocuğunuzla olan ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz.

Neden? Neden kötü bir gün geçirdiniz? Sabahleyin nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak !

  1. Kahve sebep oldu.
  2. Çocuğunuz sebep oldu.
  3. Polis sebep oldu.
  4. Siz sebep oldunuz.

Cevap "D" şıkkı.

Kahvenin dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu. Sizin gününüzün kötü geçmesine, o 5 saniye içindeki davranışlarınız sebep oldu.

Olabilecek ve olması gereken ise şöyleydi.

Üzerinize kahve sıçradı. Çocuğunuz ağlamak üzere. Siz nazikçe "tamam tatlım, bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek" diyorsunuz. Havluyu kaptığınız gibi üst kata çıkıyorsunuz. Gömleğinizi değiştirip, evrak çantasını aldıktan sonra aşağıya iniyorsunuz ve aynı anda pencereden kızınızın otobüse bindiğini görüyorsunuz. Çocuğunuz geri dönüp el sallıyor. Siz ve eşiniz ise gitmek için birlikte çıkmadan önce öpüşüyorsunuz. 5 dakika önce işe geliyorsunuz ve çalışma arkadaşlarınıza neşeli bir şekilde selam veriyorsunuz. Patronunuz ne kadar güzel bir günde olduğunuz hakkında konuşuyor.

Farka bakın! İki farklı senaryo. İkisi de aynı başladı. İkisi de farklı bitti. Neden? 90/10 sırrı inanılmazdır! Çok azımız bunun farkındadır. Sonuç? Pek çok insan gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve baş ağrısından acı çekmektedir. Bu sır nedir?

Hayatın %10'u, sizin başınıza gelenlerden oluşur. Hayatın diğer %90'nına ise, sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla karar verilir. İnsanlar anlamsız şeyler söyler ve yaparlar. İnsanlar hasta olurlar. Arabalar bozulur. Uçaklar geç kalır ve bütün planlarınızı alt üst ederler. Trafikte bir sürücü canınızı sıkabilir v.s. Bu %10'luk kısım tamamen sizin kontrolünüz dışında gerçekleşir. Diğer %90'lık kısım farklıdır. Diğer %90'lık kısımı, siz belirlersiniz....

Nasıl? Olaylara yaklaşımınızla! Nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak. Olanların %10'unda hiç bir kontrolünüz yok. Diğer %90'ı ise sizin tepkinizle belirlenir ki; bu tepkinin şekli de sizin seçiminizle oluşur.

Verdiğimiz tepkilerin, kontrolümüz altında olduğunu hep hatırlayalım!

 

YANLIŞ ANLAŞILMA

Düşündüğün.
Söylemek istediğin,
Söylediğini sandığın,
Söylediğin.
Karşınızdakinin duymak istediği,
Duyduğu,
Anlamak istediği,
Anladığını sandığı,
Anladığı.

arasında farklar vardır. Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal vardır. SYLVIANE HERPIN

 

ÖNYARGI

Dr.Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okur:

" Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor. Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor.

Zaman, yer ya da kişi kavramı yok. Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor. Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor, ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor. Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde. Yürümüyor. Uykusu sürekli düzensiz.

Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor."
Bu olayı okuduktan sonra, Dr. Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar.

Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler.

Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapmaları gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar.

Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar. Fotoğraftaki, doktorun altı aylık kızıdır.

Dr.Ruskin, Amerikan Tıp Birliği Dergisindeki makalesinde, (günümüzde çok yaşandığı gibi) gülünç bir yanlış anlamanın, bir olayı önyargıyla değerlendirmenin insana nasıl tamamen farklı bir perspektif kazandıracağını anlatmaktadır.

EINSTEIN'in söylediği sanılan şu söze bir göz atalım;
"İnsanlardaki ön yargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor".   

 

 

AFFETMEK

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:

"Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz"?

Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler.

"O zaman" der öğretmen. "Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin".

Öğrenciler bunu da yaparlar.

"Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz"!

Öğrenciler, bu işten pek bir şey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklııgözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:

"Şimdi, bugüne kadar affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın ve o kişinin adını, o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun".

Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine "peki şimdi ne olacak"? der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:

"Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde. Hep yanınızda olacaklar."
Aradan bir hafta geçmiştir. Öğretmen sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar:

"Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor". "Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık". "Hem sıkıldık, hem yorulduk". Öğretmen  gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

"Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır     yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak  düşünüyoruz. Halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir".

 

SİZ HANGİSİSİNİZ?

Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikayet eden, her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat; ona göre çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücaadele etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına. Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi.

Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kızına tek kelime etmeden beklemeye başladı. Kızı da hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi. Yirmi dakika sonra, adam cezvelerin altındaki ateşi kapattı.

Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. İkincisinden yumurtayı çıkardı. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı.

Kızına dönerek sordu: "Ne görüyorsun"?

"Patates, yumurta ve kahve" diye alaylı bir cevap verdi kızı.

"Daha yakından bak bir de" dedi baba. "Patatese dokun". Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.

"Aynı şekilde, yumurtayı da incele". Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü.

En sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi. Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı.

"Bütün bunlar ne anlama geliyor baba "?

Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı farklı tepkiler vermişlerdi.

Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü. Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurta sertleşmiş katılaşmıştı. Ancak kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı.

"Sen hangisisin"? diye sordu kızına.

"Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin"?

"Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin"?

"Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıracakcaksın"?

"Yoksa, kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin"?

 

 

TEBESSÜM

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi...

Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine neden oldu. Bu hal içinde yakın bir geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı...

Arkadaşı, bu mektup eline geçtiğinde o kadar mutlu oldu ki, mektubu okuduğu lokantadaki garson kıza çok yüklü bir bahşiş bıraktı...

Garson kız, ilk defa bu kadar yüklü bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir kısmıyla köşede aç olduğu belli olan fakir adama yiyecek aldı...

Adam, öyle minnettar oldu ki, üç gündür boğazından bir şey geçmemişti. Karnını doyurduktan sonra, bir apartmanın bodrumundaki tek kişilik odasının yolunu tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıp, yavruyu ısıttı ve yanına aldı...

Küçük köpek, gecenin soğuğundan kurtulduğu ve başını okşayan bir el olduğu için çok mutluydu...

Gece yarısından sonra tüm apartmanı dumanlar sardı. Bir şeylerin ters gittiğini hisseden köpekçik çılgınlar gibi havlamaya başladı. Önce fakir adam uyandı. Sonra bütün apartmandaki insanlar. Anneler dumandan boğulmak üzere olan çocuklarını kucaklayıp, hayatlarını kurtardılar...

Bütün bu güzellikler zinciri, maliyeti sıfır olan bir TEBESSÜMLE başladı.

Unutmayalım, her zaman bu zincirin ilk halkası olabiliriz...


MUHTEŞEM BİR TEST

Sokrat, iyi bir filozof olarak saygıdeğer bir ün yapmıştı. Bir gün, bir tanıdık, büyük filozofa rastladı ve dedi ki;

- Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?

- Bir dakika bekle, diye cevap verdi Sokrat. Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna "üçlü filtre testi" deniyor.

- Üçlü filtre?

- Doğru, diye devam etti Sokrat. Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup, ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi fikir olabilir. Bu, ona üçlü filtre testi dememin sebebi.

Birinci filtre GERÇEKLİK filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?

- Hayır, dedi adam. Aslında bunu sadece duydum ve ...

- Tamam, dedi Sokrat. Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup, olmadığını bilmiyorsun.

Şimdi ikinci filtreyi deneyelim. İYİLİK filtresini. Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?

- Hayır, tam tersi...

- Öyleyse, diye devam etti Sokrat. Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin.

Fakat yine de testi geçebilirsin. Çünkü geriye bir filtre daha kaldı. İŞE YARARLILIK filtresi. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?

- Hayır, gerçekten değil...

- İyi, diye tamamladı Sokrat.

Eğer bana söyleyeceğin şey DOĞRU değilse, İYİ değilse ve İŞE YARAR değilse bana niye söyleyesin ki?

İster yakınlarımız, isterse herhangi biri hakkında konuşmalar duyduğumuz her sefer bu "üçlü filtre testini" hatırlayalım ve anlatarak onların da ileride hatırlamalarını sağlayalım !


KORKU ve SEVGİ

İnsanın her türlü seçimi ya KORKU, ya da SEVGİ düşüncesinden kaynaklanıyor.

KORKU; daraltan, kapayan, içe hapseden, kaçan, gizleyen, biriktiren, zarar veren enerjidir.
SEVGİ; genişleten, açan, yayılan, kalan, açık olan, paylaşan, iyileştiren enerjidir.

KORKU; bedenleri giysilerle sararak gizler.
SEVGİ; çıplak olmaya izin verir.

KORKU; sahip olduklarına sımsıkı yapışır.
SEVGİ; sahip olduklarını paylaşır.

KORKU; zorba yakınlık ister.
SEVGİ; sevecen yakınlık.

KORKU; sımsıkı sarar, bırakmak istemez.
SEVGİ; özgür bırakır.

KORKU; kurutur,
SEVGİ; yumuşatır.

KORKU; saldırır.
SEVGİ; bağrına basar.

NEALE DONALD WALSCH

Evet, hayatımız seçimlerimize göre yön alır. Hangi düşünceyi, duyguyu seçeceğimiz ya da hangi davranışlarda bulunacağımızı hep bu iki duygudan birini temel alarak yaparız. Örneğin neleri seçebiliriz?

GÜLÜMSEMEYİ, kaşlarımızı çatmaktansa
ÖVGÜYÜ, yargılamaktansa
VERMEYİ, almaktansa
HAREKETE GEÇMEYİ, ertelemektense
İNANMAYI, umutsuzluğa kapılmaktansa
AZİMLE devam etmeyi, vazgeçmektense
ŞÜKRETMEYİ, sızlanmaktansa
AFFETMEYİ, kin beslemektense
SEVMEYİ, nefret etmektense...

Her yeni gün, bize yeni seçim fırsatları sunar. Peki, ya siz bugün hangi duyguyu temel alarak seçimlerinizi yapacaksınız? KORKUyu mu, SEVGİyi mi?


KELEBEKLERİ İTMEYİN

Adam fısıldadı; "Tanrım konuş benimle".
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı; "Tanrım konuş benimle".
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı,
"Tanrım seni görmeme izin ver" dedi.
Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.
Ve yüksek sesle haykırdı;
"Tanrım bana bir mucize göster".
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.
Sonra çaresizlik içinde sızlandı;
"Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla, ne olur"!
Bir kelebek kondu adamın omuzuna.
Ve adam kelebeği, elinin tersiyle uzaklaştırdı.


 


KUSURLARIMIZ

Hikaye bu ya, Tanrı kusurları çift gözlü bir heybeye doldurmuş. Kendi kusurlarımızı heybenin bir gözüne, başkasının kusurlarını ise heybenin diğer gözüne. Ve insanoğlu da kendi kusurları olan tarafını arkasına, başkasının kusurlarıyla dolu olan tarafı ise önüne gelecek şekilde heybeyi boynuna asmış.

İşte bu yüzden;

Başkalarının kusurlarını sürekli görür ve acımasızca eleştiririz. Kendi kusurlarımızı ise hep görmezden geliriz.

 

 

SEVGİ ÜZERİNE KÜÇÜK BİR ÖYKÜ

Aslında bir zamanlar hiçbir şey yoktu, sadece ve tek Yaratan vardı. Hiçbir zaman nedenini tam olarak bilemeyeceğimiz bir şekilde ve bilemeyeceğimiz bir zamanda, aslında zamanın da olmadığı bir boyutta, bizi yaratan, yalnızlığını kırmak istedi.

Belki de, nedenini bilemediğimiz başka şeyleri tecrübe etmek istedi ve bu boyutta, beş duyu ve sezgilerimizle algıladığımız makrokozmosu, evreni yarattı. Bütün bu yaratılışı oluşturan en büyük enerji titreşimi ve gücü sevgiydi. Bütün evren bilgi ve sevgi üzerine kurulmuştu. Kimbilir Yaratan belki de sevme ve sevilme ihtiyacı hissetti, belki de hiçbir şeyin ihtiyacı içinde değildi; sadece sevginin yaşanmasını ve tecrübe edilmesini istedi. Özünde hepsinin bir olduğu, sayılamayacak derecede çok değişik türde canlı yaratıldı. Hepsi de sevginin başka bir ifadesi idi.

Bu güneş sistemi içerisindeki canlıların belki de en mükemmeli ve ayrıcalıklısı olan insanoğlu ise her türlü sorunu, sevinci, üzüntüyü, hastalığı, mutluluğu, mutsuzluğu tecrübe edebileceği özel bir fizyoloji ile yaratılmıştı. İnsanoğlunun üstünlüğü, belki atom bombasından, nötron bombasından, silahlardan çok çok daha güçlü bir şeye sahip olmasındaydı. Bu da, içinde yatan sevgiydi. Ama gerçek ve derin düzeyden bir sevgi, bütün evreni "sevme gücü"ydü.

Dünya gezegeninde, önceleri mükemmel bir uyum içerisinde yaşayan insanoğlu, giderek doğa yasalarından yavaşça kopmaya, sadece kendi cinsine ve türüne değil, aynı gezegene kendisi gibi misafir olarak gelmiş diğer canlı türlerine de acılar çektirmeye başladı. Özünden o kadar uzaklaştı ki, huzur ve barışla dolu muhteşem bir doğa içerisinde yaşarken, sevgi özelliklerinden uzaklaşıp, negatif özelliklere yöneldi; savaşlar yaptı, yalan söyledi, kin ve nefret güttü, öldürdü. Teknolojiyi yaratırken, manevi değerlerden uzaklaştı, sevmeyi unuttu.

Sevgi kendisini çeşitli zamanlarda, değişik isim ve bedenlerde ifade etmek ihtiyacını hissetti; insanlara Yaratan'ın bir parçası olduklarını hatırlattı. Zaman zaman pek çok bilge ve seçilmiş kişi, çekilen bu büyük acıları dindirmek için çeşitli yöntemler geliştirdi, deneyimler yaşadı. Derken bir gün insanoğlu, hemcinslerine ve diğer canlılara sevgi enerjisiyle yaklaşırsa, unuttuğu mutluluğu ve huzuru yakalayabileceğini anlamaya başladı. Ait olduğu bütünün başka bir parçasını üzdüğünü ve aslında bunun, kendisinin de üzüleceği anlamına geldiğini fark etti.

Sevgi o kadar önemli ve muhteşem bir güçtü ki;  insanoğlu kendini, tüm canlıları ve Yaratanı tekrar sevmeyi denedi. Ve ondan istendiği şekilde, gerçek ve derin bir düzeyden severek, Yaratan ile temas kurmaya ve tekrar muhteşem bir kaynaktan beslenmeye başladı. Sonra, dünya üzerinde savaşlar, ölümler, açlık tekrar azaldı. Sevgi'nin gücüyle insanoğlu öyle bir noktaya geldi ki, makrokozmosun bir parçası olduğunu fark etti ve doğa da insanoğlunu tekrar ödüllendirmeye, ona mutluluk, huzur ve barış vermeye başladı.

Her kalpten çıkan küçük sevgi damlacıkları birleşti, ırmak oldu, göl oldu, deniz oldu. Denizler de sonsuz sevgi ve mutluluk okyanusuna dönüştü. Artık damlalar yok; sonsuz mutluluk ve sevgi okyanusu vardı.

Her şey başladığı noktaya geri dönmüştü.

 

HAYAT DEDİĞİN

Öyle bir hayat yaşıyorum ki,

Cenneti de gördüm, cehennemi de...

Öyle bir aşk yaşadım ki,

Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de...

Bazıları hayatı seyrederken en önden,

Kendime bir sahne buldum oynadım.

Öyle bir rol vermişler ki,

Okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde,

Hem kızdım hem güldüm halime.

Sonra dedim ki  "söz ver kendine"...

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,

Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.

Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.

Öyle bir hayat yaşadım ki,

Son yolculukları erken tanıdım,

Öyle çok değerliymiş ki zaman,

Hep acele etmem bundanmış, anladım.

Nietzsche

 

 

 

 

KORKU

"Arenada, bütün şövalyelerin aşık olduğu ve evlenmek istediği harikulade güzel prenses kral babasıyla birlikte oturuyor. Çevreleri genç ve yakışıklı şövalyelerle dolu. Hepsi küçük bir tebessüm için bekliyorlar. Borazanlar çalınıyor ve aslanlar çıkıyorlar arenaya. Kocaman yeleleri, gergin belleri, iri pençeleriyle kükreyerek dolaşıyorlar.

Prenses zarif ellerini saklayan uzun eldivenlerinden birini çıkartıp aslanların arasına atıyor.

"Kim eldivenimi alıp bana getirirse onunla evleneceğim". Müthiş bir sessizlik oluyor, bir anda herkes susuyor. Bir şövalye diğerlerinden ayrılıyor, taş merdivenlerden ağır ağır inmeye başlıyor, parlak çizmelerinin çıkardığı adım sesleri tek tek duyuluyor.

Arenaya giriyor, aslanlar hareketsiz ve şaşkın, bu cesur şövalyeye bakıyorlar. O, hiçbirine aldırmadan eldiveni alıyor, gene adım sesleriyle taş merdivenleri çınlatarak çıkıyor. Eldiveni prensesin kucağına bıraktıktan sonra, kendisine hayranlıkla dönen prensese bir kez bile bakmadan yürüyüp gidiyor.

Nietzsche "Tanrıyı ve insanları deneme!" diyor. Biz herkesi her zaman deniyoruz; emin olmak, güvenmek istiyoruz, sevgisini ve bağlılığını her an kanıtlasın, hayatını ve her şeyini tehlikeye atsın ve bunu binlerce kez yapsın istiyoruz.

Kendimizle ve korkularımızla öylesine doluyuz ki, hiçbir duyguyu, hiçbir insanı, hiçbir nesneyi olduğu gibi bütün gerçekliğiyle göremiyoruz, her şey kendimizle ve korkularımızla oluşturduğumuz prizmalardan kırılarak ulaşıyor bize, herşeyi olduğundan başka bir biçimde olduğundan başka bir yerde görüyoruz. Belki de bu yüzden aradığımız şeyleri aramamız gereken yerlerden başka yerlerde arıyoruz.

Mutlulukla aramıza, korkularımızı ve kendimizi sokuyoruz...

 

EN ÖNEMLİ AN, EN ÖNEMLİ KİŞİ, EN ÖNEMLİ İŞ...

Bir zamanlar, bir kralın aklına şöyle bir düşünce geldi: "Eğer bir işe ne zaman başlayacağımı, kimi dinleyeceğimi ve yapmam gereken en önemli şeyin ne olduğunu bilseydim, giriştiğim her işi başarırdım".

Krallığın dört bir yanına, kim kendisine her iş için en uygun anı, bu iş için en gerekli kişinin kim olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretirse, ona büyük bir ödül vereceğini duyurdu. Bilgeler, kralın huzurunda toplandı; fakat sorulara verdikleri yanıtlar, birbirinden tümüyle farklı oldu.

Kral, hâlâ doğru yanıtları aradığı için, yakınlardaki bir bilgeye danışmaya karar verdi. Bilge kişi, hiç ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda yaşıyor, yanına halk dışında kimseyi kabul etmiyordu. Bu nedenle kral, halktan biri gibi giyindi ve yola düştü.

Bilge kişinin yaşadığı kovuğa yaklaştıklarında, kral atından indi ve korumalarını orada bırakıp yola tek başına koyuldu. Bilgenin olduğu yere vardığında onu, yaşadığı kovuğun önüne çiçek tarhları kazarken gördü.

"Ey bilge kişi, size birkaç önemli konuda danışmaya geldim" dedi. "Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl öğrenebilirim? En fazla gereksinim duyduğum, dolayısıyla ötekilerden daha fazla ilgi göstermem gereken kişiler kimdir? En önemli ve her şeyden önce gelen sorum ise şu: Kendimi vermem gereken işler nelerdir"?

Bilge, büyük bir dikkatle kralı dinledi, fakat bir yanıt vermedi. Döndü, yapmakta olduğu işini sürdürdü.

"Yoruldunuz dedi kral. Küreği bana verin de siz biraz dinlenin".
Bilge kişi, "Sağ olun" dedi ve küreği krala verdi, yere oturup dinlenmeye başladı.
Kral, iki tarh kazdıktan sonra sorularını yineledi. Bilge kişi, ona yanıt vermek yerine ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve "siz biraz dinlenin, bir parça da ben çalışayım" dedi.

Fakat kral, küreği ona vermedi, tarh kazmayı sürdürdü. Saatler birbirini kovalıyor, güneş yavaş yavaş ağaçların ardından batmaya başlıyordu. Sonunda, kazmayı toprağa saplayıp bilgeye döndü.

"Ey bilge kişi; senin yanına, sorularıma bir yanıt bulmak için geldim dedi. Eğer yanıt vermeyeceksen, söyle de evime döneyim".

Bilge kişi, gözlerini uzaklara dikti. "Bak, bir adam koşarak buraya geliyor dedi. Bakalım kimmiş, ne istiyormuş"...

Kral, arkasına döndüğünde, bir adamın koşarak kendilerine doğru geldiğini gördü. Adamın karnına bastırdığı ellerinin altından kan sızıyordu. Kralın yanına ulaşınca, kendinden geçercesine inledi, sonra da bayılıp yere düştü.

Kral ve bilge kişi, hemen adamın üstündeki elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara vardı. Kral, yarayı elinden geldiğince yıkadı, mendiliyle ve bilge kişinin havlusuyla sardı, kanı durdurdu. Adam, bir süre sonra kendisine gelince, içecek birşey istedi. Kral, dereden taze su getirdi, verdi. Bu arada akşam olmuş, hava soğumuştu. Kral, bilge kişinin de yardımıyla, yaralı adamı kovuğa taşıyarak yatağa yatırdı. Yatağa uzanan adam, gözlerini kapatıp derin bir uykuya daldı. Kral, koşuşturmaktan ve yapmış olduğu işlerden öylesine yorulmuştu ki eşiğin dibine çöktü ve orada uyuyakaldı, kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir uyku çekti.

Sabah uyanınca, yatakta uzanmış ve canlı gözlerle dikkatle kendisine bakan yabancının kim olduğunu anımsamaya çalıştı.

Kralın uyandığını gören adam, zayıf bir sesle "Beni affedin" dedi krala.
Kral, "Sizi tanımıyorum. Üstelik, affedilecek birşey yapmadınız ki" dedi. Ama adam, konuşmasını kesmedi:

"Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum dedi. Ben, kardeşimi astırdığınız ve mallarını elinden aldığınız için sizden öç almaya yemin etmiş bir düşmanınızım. Tek başınıza bilge kişiyi görmeye gittiğinizi öğrendim ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar verdim. Ama akşam olduğu halde dönmediniz. Ben de pusuya yattığım yerden çıkıp sizi aramaya koyulduğumda, korumalarınıza yakalandım. Onlar beni tanıdılar ve öldürmek istediler. Ellerinden kurtuldum ama yaralıydım, yaramdan kan akıyordu. Siz dün akşam yaramı sarmasaydınız, kan kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim, fakat siz benim yaşamımı kurtardınız. Eğer yaşarsam, şimdiden sonra en sadık köleniz olarak size hizmet edeceğim ve oğullarıma da aynı şeyi yapmalarını emredeceğim. Affedin beni".

Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun dostluğunu kazandığı için çok mutlu oldu. Onu yalnızca affetmekle kalmadı, uşaklarını ve kendi doktorunu gönderip onun tedavisini yaptıracağını da söyledi. Ayrıca, el koyulan tüm mallarının geri verileceğini de bildirdi.

Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıktı ve orada yine çiçek tarhı kazan bilgeden, sorularına yanıt vermesini bir kez daha istedi.

"Siz, beklediğiniz yanıtınızı çoktan aldınız" dedi bilge ve şöyle sürdürdü sözlerini:
"Dün eğer benim güçsüzlüğüme acımayıp şu tarhları kazmasaydınız, buradan ayrılacaktınız ve geri dönerken şu adamın saldırısına uğrayacaktınız. Yani dün sizin için en önemli an, tarhları kazdığınız andı.

Sizin için en önemli kişi bendim ve sizin için en önemli iş, bana iyilik yapmaktı. Daha sonra yaralı adam koşarak geldi yanımıza. Sizin için en önemli an, onunla ilgilendiğiniz andı. Çünkü eğer onun yaralarını sarmasaydınız, o adam sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla o zaman sizin için en önemli kişi oydu. Ve yine o zaman en önemli işiniz de onun için yaptıklarınızdı".

Bilge, bunları söyledikten sonra krala bir de öğüt verdi:
"Sizin için en önemli anın, içinde bulunduğunuz an olduğunu hiçbir zaman unutmayın. Çünkü, yalnızca o an, elimizden birşey gelebilir. Sizin için en önemli kişi ise o an birlikte olduğunuz kişidir. Çünkü hiç kimse, bir başka kişiyle bir daha görüşüp görüşmeyeceğini bilemez. Ve sizin için en önemli iş, iyilik yapmaktır. Çünkü, kişinin bu dünyaya gelmesinin tek nedeni budur".

 

BÜYÜ DÜKKANI

Geçmişi ile barışmak isteyenlere; hayata yeniden başlama arzusu içinde  olanlara...

Uzak diyarlardan birinde bir ülkede, yemyeşil tepelerin arasında, kışın bembeyaz bir kar örtüsü ile, baharda rengarenk kır çiçekleri ile kaplanan  bir vadi vardı. Ortasından bir ırmağın geçtiği bu vadi "Büyülü Vadi" olarak  anılırdı. Ona bu adı veren ise, vadideki ilginç bir dükkan ile, bu  dükkanda  yaşananlardı. Ünü ülkenin dört bir yanına yayılmış olan dükkanın  adı "Büyü  Dükkanı" idi. Her yerde olduğu gibi bu dükkanda da almak istediğiniz şeyin  bir bedeli vardı. Bu bedelin ne olacağı, dükkan sahibiyle yaptığınız  pazarlık sonucunda ortaya çıkardı. Ancak, Büyü Dükkanı'nda maddi bedellerin  hiç bir hükmü yoktu. Bazı müşteriler bir şeye sahip olmak için denenebilecek  tek bedelin para olabileceği düşüncesiyle, cepleri kabarık gelirlerdi. Oysa  burada yapılan  pazarlıklar, günlük yaşamdakilerden biraz farklı olur ve pek çok müşteriyi şaşırtırdı.

Kış mevsiminin bu soğuk gününde epeyce üşümüş, yorgun düşmüş olmalıydı. Kapının önüne gelinceye kadar, gözlerini hiç ayırmadan izledi onu. İyice kulak kabarttı. Üç basamakla çıkılan, ahşap zeminli verandadaki ayak seslerini ve onlara eşlik eden gıcırtıyı duymaktan çok hoşlanırdı. Beklediği  kişinin ayak sesleri ikinci basamakta kesildi. Müşteri çalmadan, kapıyı  açmamayı prensip edinmişti yaşlı adam. Çünkü, hemen herkes o kapının önünde  durup, bir kez daha düşünürdü. Kapıyı çalmaktan vazgeçip dönenler, az da  olsa olmuştu. O gün de aynı şeyi yaptı. Sonunda  kapı çalındı.

"Ününüzü duyunca çok uzaklardan kalkıp geldim buraya... İstediğim şeyi, bir  tek sizin dükkanınızda bulabileceğimi söylediler. Karşılığında ne isterseniz  vermeye hazırım".

"İstediğiniz şeyin ne olduğunu öğrenebilir miyim"?

"Bakın, ben elli beş yaşındayım. Yani yolun yarısını geçeli çok oldu. Söylemeye dilim varmıyor ama yolun sonuna yaklaştım galiba. Bu gerçeğe tahammülüm yok. Ben bugüne kadarki hayatımı geri istiyorum. Mümkün mü"?

"Elbette mümkün. Biliyorsunuz, dükkanımda her şey mevcut. Ancak tam olarak  ne istediğinizi anlayabilmem için, bana geri istediğiniz hayatınızı biraz anlatabilir misiniz"?

Dükkan sahibinin sorduğu soru, müşteriyi iç dünyasına döndürmüştü. Gözünün  önünden geçen sahnelerin kendi yaşamına ait olduğunu kabul etmek için kendini zorluyordu. Bütün görüntüler, bir kargaşa ve telaş içinde birbirlerine karışarak geçip gittiler ve geride yalnızca ıssız bir hüzün  bıraktılar. Hüznünün yüzüne yansımasına engel olamayan müşteri, yaşlı satıcının sorusu karşısında ancak şunları söyleyebildi:

"Geçmiş yaşamımda birçok hata yaptım. Bunlar için pişmanlık duyuyorum...  Yanlış kararlar verdim, kayıplara uğradım. Zamanı hovardaca harcadım. Bir  gün bir de baktım ki, hayat yanımdan geçip gidiyor. Paniğe kapıldım ve bir  çare aramaya başladım. Dostlarımla konuşmayı denedim. Beni teselli edip derdimi unutturmaya çalışanlar da oldu, yardım etmeye çalışanlar da. Ama hiçbiri kar etmedi. Kendimi çok mutsuz hissediyordum. Derken, bir gün birisi,  bana sizden ve Büyü Dükkanından söz etti. Bunu duyar duymaz sanki  içimde  bir ışık yandı. Büyük bir umutla hemen yollara düşüp size geldim.  Kendimi  çok çaresiz hissediyorum. Lütfen elli beş yılımı bana geri verin".

"Yani, siz pişmanlık duyduğunuz hayatınızı yeniden yaşamak mı istiyorsunuz"?

"Elbette hayır. Söylemek istediğim bu değil. Ben yalnızca  kaybettiğim  yıllarımı geri istiyorum. Eğer bir şansım daha olursa aynı hataları  tekrarlamayacağım".

"Herhalde bunu çok istiyorsunuz".

"Evet, hem de her şeyimi verecek kadar".  

"Peki, benim size vereceğim elli beş yılın karşılığında siz bana ne verebilirsiniz"?

"Ne isterseniz"?

"Sanki bunun için her şeyden vazgeçmeye hazır gibisiniz".

"Hiç kuşkunuz olmasın. Şu anda sahip olduğum her şeyden vazgeçebilirim. Yeter ki geride bıraktığım yıllarımı bana geri verin".

Yaşlı adam, ellerini sakallarında dolaştırırken, kendini sallanan  koltuğunun  devinimlerine bırakmıştı. Bir süre düşündü. Müşterisinin, sabırsızlıkla,  pazarlığın bitmesini beklediğinden emindi. Büyü dükkanına  gelen kişiler,  genellikle bir an önce istediklerini alıp gitmek için acele ederlerdi. Bu  nedenle, yaşlı adam, pazarlığın başındaki düşünce yolculuklarında yalnız  kalırdı. Şu anda da, sessizliğin yalnızca kendi işine yaradığını biliyordu.  Koltuğu ile birlikte öne doğru eğilerek müşterisinin gözlerinin içine baktı  ve ağır ağır konuşmaya başladı:

"Beyefendi, her ne kadar siz elli beş yıl  karşılığında bana her şeyinizi  vermeye hazır olsanız da, ben sizden bir tek  şey isteyeceğim".

"Dileyin benden ne dilerseniz".

"Belleğinizi"...

"Anlamadım?"

"Belleğinizi dedim... Elli beş yılın yaşantısını içinde barındıran belleğinizi istiyorum".

"Ah evet anladım. İlginç bir bedel... Kabul ediyorum.Tamam alın  belleğimi".

"Emin misiniz"?

"Neden olmayayım? Elli beş yıl kazanacağım".

"Belleğinizi, içindeki her şeyle birlikte bu dükkanda bırakıp  gideceksiniz.  Elli beş yılın tek bir anını hatırlamayacaksınız. Buraya neden geldiğinizi  bile" ...

"Daha iyi ya! Her şeye yeniden başlayacağım. Zaten geçmişi hatırlamak  istemiyorum ki"!

"O halde, korkarım elli beş yıl sonra buraya tekrar gelirsiniz. Tabii o zaman benim yerime, bir başkası size yardımcı olur".

"Hayır hayır... Emin olun ki, şu dakika belleğimi size bırakıp, elli beş yılımı geri alacağım ve dükkanınızı, bir daha dönmemek üzere terk edeceğim.  Ve yine söz veriyorum, şu ana kadar yaptığım hataların hiç birini tekrar  etmeyeceğim".

"İsterseniz başka sözler vermeyin. Çünkü, az sonra, belleğinizle birlikte  bütün hepsini burada bırakıp gideceksiniz".

Yaşlı adamın son sözleri, müşterinin duraklamasına neden olmuştu. Bu sözlerin anlamını kavrayabilmek için birkaç saniye düşünmek zorunda kaldı.

"Nasıl yani? Buradan çıktığımda hiçbir şey hatırlamayacak mıyım? Sizinle  konuştuklarımızı bile, öyle mi?  Yani hiçbir şeyi mi ? Buraya neden geldiğimi, sizin kim olduğunuzu ve hatta... "!

"Ne yazık ki!"

Yaşlı adam, şu anda pazarlığın sonuna geldiklerini hissediyordu. Karşısında  oturan müşterinin yüzünde gördüğü aydınlanma, pazarlık sahnelerinin en  hoşlandığı görüntüsüydü. Son sözleri müşterisinin söylemesini istediği için  bir süre sessiz kaldı ve bekledi. Bu seferki sessizliğin, müşterisinin işine  yaradığından emindi. Onun aydınlanan yüzünün ortasında parlayan  gözbebekleri, yaşlı satıcı için, sessizliğin içinden çıkacak sesli bir coşkunun habercisi gibiydi. Gerçekten de, konuşmaya başlayan müşterisi onu  yanıltmadı:

"Sanırım ne demek istediğinizi şimdi anlıyorum. Eğer elli beş  yılın bedeli bu ise, pes ediyorum. Belleğimden vazgeçemem. Bu neye benziyor  biliyor musunuz? Bir kadının, çok istediği bir tokayı, saçları  karşılığında  satın almasına... Çok ilginç bir insansınız. Bana, Büyü Dükkanı'ndan almak  istediğimden çok farklı bir şeyle çıkacağımı söylemişlerdi de inanmamıştım.  Ben, bugüne kadar ki yaşamımı almak için  gelmiştim, ancak bugünden sonraki  yaşamımı alıp gidiyorum.   Size teşekkür ederim".

"Bir şey değil. Güzel bir pazarlıktı. Hoşçakalın."

Yaşlı adam, müşterisini gözden kaybolana dek gülümseyerek izlerken, aklından  Santayana'nın bir sözü geçiyordu:

"Geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar."


 
DÖRT MAHALLE

Küçük bir kasabanin dört ayrı mahallesi varmış.

Birinci mahallede "Evet ama" lar yaşıyormuş.

"Evet ama"lar her zaman ne yapılması gerektiğini  bildiklerini düşünürlermiş.   Yapma zamanı geldiğinde ise "evet, ama" diye yanıtlarlarmış.
Yanıtları hep yanlış olurmuş. Suçu başkalarına atmakta da ustaymışlar.

İkinci mahallede "Yapıcam"lar yaşarmış.

Ne yapacaklarını bilirlermiş. Kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlarlarmış, ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının  farkına varırlarmış. Bu mahallede insanların dizleri dövülmekten yara bere içindeymiş.

Yaşamı  ertelememek için verdikleri kararı bile  ertelerlermiş.

Üçüncü mahallede yaşayan "Keşke"cilerin hayatı  algılama güçleri mükemmelmiş.

Neyin yapılması   gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlermiş   ama maalesef her şey olup bittikten sonra. "Keşke"cilerin de başları hep kanarmış, duvarlara  vurmaktan!

Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede   ise   "İyi ki yaptım" lar otururmuş.

"Keşke"ciler bu mahallede yürüyüşe çıkar, etrafa hayranlıkla bakarlarmış. "Yapıcam"lar,  "Keşke"cilerle birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bir türlü fırsat  bulamazlarmış. "Evet ama"lar ise mahallenin güzelliğini görmek  yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından, güneşin daha erken saatte doğması  gerektiğinden şikayet ederlermiş.

"İyi ki yaptım" mahallesindeki insanların kusuru da,  beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmamasıymış. Bu yüzden yaşadıkları ortam her zaman güzel, düzenli ve huzurluymuş.

Bu hafta hep birlikte "İyi ki yaptım" mahallesine  taşınmaya ne dersiniz ?

CAN DÜNDAR

 

 

 

DÜNYAYA GELDİĞİNİZDE

Dünyaya geldiğinizde, yanınızda bir kullanma kılavuzu yoktur ama aşağıdaki kurallar yaşamınızın daha iyi olmasını sağlayabilir.

1- Bir bedende yaşayacaksınız. Bedeninizi sevebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz. Ama emin olun, bedeniniz yaşamınızın sonuna kadar sahip olacağınız tek şeydir.

2- Dersler alacaksınız. "Dünya Gezegeninde Yaşam" adında tam zamanlı bir okula devam edeceksiniz. Buradaki herkes ve her olay "Evrensel Öğretmen"dir.

3- Hatalar yoktur, sadece dersler vardır. Büyümek, deneysel bir süreçtir. Başarısızlıklar da, başarılar kadar bu sürecin bir parçasıdır.

4- Her ders, öğrenilinceye kadar yinelenir. Onu öğreninceye kadar karşınıza değişik biçimlerde çıkar. Sonra başka bir derse geçersiniz.

5- Eğer kolay dersleri öğrenmezseniz, zorlaşırlar. Dışarıdaki sorunlar, içsel durumunuzun eksiksiz bir yansımasıdır. İçinizdeki engelleri ortadan kaldırdığınız zaman, dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme yöntemidir.

6- Bir dersi öğrendiğinizi, davranışlarınız değiştiği zaman anlarsınız. Bilgelik uygulamadadır.

7- Yaşamınız sizin elinizdedir. Yaşam size tuvali sağlar, resmi siz yaparsınız. Yaşamınızın kontrolünü elinize alın, yoksa bunu başkası yapar.

8- Daima istediklerinize sahip olursunuz. Bilinçaltınız hangi enerjileri, hangi deneyimleri ve hangi insanları yaşamınıza çekeceğinizi en uygun biçimde belirler. Bu nedenle, ne istediğinizi
bilmenin en kesin yolu, sahip olduklarınıza bakmaktır. Yaşamda kurbanlar yoktur, sadece öğrenciler vardır.

9- Doğru ya da yanlış yoktur, sonuçlar vardır. Ahkâm kesmek bir işe yaramaz. Yargılamak kalıpları yerinde tutar. Yargılamaktan vazgeçin.

10-Yanıtlarınız kendi içinizde yatar. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır. Olgunlaştıkça, yüreğinize güvenirsiniz. Duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ve anlatılanlardan daha fazlasını bilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.

11-Bütün bunları unutacaksınız.

12-Dilediğiniz zaman anımsayabilirsiniz. Chérie Carter-Scott

 

 

YAŞAMAYA DAİR
Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır.
Çalışmaya zaman ayırın, başarının bedeli budur.
Düşünmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur.
Çevrenize nazik davranmaya zaman ayırın, mutluluğa giden yol budur.
Etrafınıza bakmaya zaman ayırın, günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır.
Gülmeye zaman ayırın, ruhunuzun müziği budur.
Çocuklarınızla oynamaya zaman ayırın, zevklerin en büyüğüdür.
Sevgiye zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur.

Goethe

 

 

TANRIDAN İSTEDİM
Tanrı'dan alışkanlığımı benden almasını diledim.
Tanrı, hayır dedi.
Ben almam, sen ondan vazgeçmelisin.

Tanrı'dan özürlü çocuğumu tam ve mükemmel yapmasını diledim.
Tanrı, hayır dedi.
Onun ruhu tam ve mükemmeldir, beden geçicidir.

Tanrı'dan bana mutluluk vermesini diledim.
Tanrı, hayır dedi.
Sana ancak nimetler sunarım, mutlu olmak sana kalmıştır.

Tanrı'dan ruhumu geliştirmesini diledim.
Tanrı, hayır dedi.
Onu sen geliştirmelisin, sana ancak başarılı olabilmen için el verebilirim.

Tanrı'dan hayattan zevk alabilmem için bana gerekeni vermesini diledim.
Tanrı, hayır dedi.
Sana ancak hayat veririm ki gerekli şeylerden zevk alasın.

Tanrı'dan O'nun beni sevdiği kadar benim diğerlerini sevebilmem için yardımını diledim.
Tanrı; Hah dedi nihayet işi kavradın.

 

İNANCINIZ, GERÇEĞİNİZDİR

Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar.

Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışır.

Dr.David. J. Schwartz

 

HERKES DÜNYAYI DÜZELTMEYE ÇALIŞIYOR. YA KENDİMİZ ?

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna;

"Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim" dedi sonra düşündü; "Oh be kurtuldum, en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez."

Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve "Baba, haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz" dedi.

Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de halen hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk;

"Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı. İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ !"

 

 
BALTAMIZI BİLEMEK

İki arkadaş ormanda ağaç kesme işi almışlardı.

Birinci adam işe oldukça hızlı başlamıştı. Sabah erkenden kalkıyor, hiç durup dinlenmeden, hatta öğle yemeği bile yemeden çalışıyor, akşam da evine diğer arkadaşından geç gidiyordu.

İkinci adam, arkadaşı kadar çalışmıyordu. Yorulduğunda mola veriyor ve akşam hava kararmaya başlayınca da evinin yolunu tutuyordu.

Bir hafta geçmişti çalışmaya başlayalı. Birinci adam ne kadar çalıştığını göstermek için, "kestiğimiz ağaçları sayalım" teklifinde bulundu.

Saydılar. Sonuç şaşırtıcıydı. İkinci adam arkadaşından daha fazla ağaç kesmişti.

Birinci adam öfkelendi. "Bu nasıl olabilir? Bir hafta boyunca durup dinlenmeden çalıştım. Ama sen işe benden geç gelip erken gittin, gün boyunca verdiğin molalarla dinlendin. Bu nasıl adalet ve nasıl iştir ki senin kestiğin ağaçlar benimkinden fazla?"

İkinci adam sakin ve kendinden emin bir tavırla arkadaşını yanıtladı: "Bunda anlaşılmayacak bir şey yok. Sen durmadan çalışırken, ben arada bir dinleniyor, bir yandan da baltamı biliyordum. İnsanın baltası keskin olunca, ağaçları daha az çabayla kesebiliyor".

 

ÖĞRENMENİN ZEVKİ

Tarihin en ünlü filozoflarından biri olan Sokrates, Atina kanunlarına göre yargılanıp ölüme mahkûm edilir. Sokrates, kendisini son kez görmeye gelen öğrencilerinden birinin elinde bir saz görür. Sazın nasıl çalınacağını öğrenmek istediğinde öğrencisi hayretle:

"Üstadım! Ama nasıl olur? Az sonra zehri içeceksiniz, çalmaya vaktiniz olmayacak ve bir zevk duymayacaksınız" der.

Sokrates, ölmeden önce son dersini verir:

"Evladım! Asıl zevk çalmakta değil, çalmayı öğrenmektedir..."

(Yazarı bilinmiyor)

 

 

OLUMSUZLUĞUN GÜCÜ

Yolun kenarında yaşayan ve hamburger satan adam zor işitiyordu, bu yüzden bir radyosu yoktu. Gözleri bozuktu, bu yüzden gazete okumazdı. Ama iyi hamburgerler satardı.

Yolun kenarında durup bağırırdı:

"Bir hamburger alır mıydınız bayım?" Ve insanlar onun hamburgerlerini alırdı. Ticaretini yürütmek için daha büyük bir fırın aldı.

Sonunda oğlu ona yardımcı olmak için üniversiteden geldi. Ama sonra bir şey oldu. "Baba, radyoyu dinlemiyor muydun?" dedi oğlu. "Gazeteyi okumuyor muydun?

Büyük bir ekonomik kriz yaşanıyor. Avrupa'nın durumu felaket. Bizim ülkenin durumu ise daha kötü".

Bunun üzerine adam düşündü; "Eh oğlum üniversiteye gidiyor, gazeteleri okuyor, radyoyu dinliyor; haklı olmalı."

Adam böylece aldığı etin ve siparişlerin miktarını azalttı, tabelaları indirdi ve hamburgerleri satmak için yolun kenarında durmaktan vazgeçti. Satışları bir günde düştü."Haklısın oğlum" dedi. "Kesinlikle büyük bir krizin ortasındayız".

John C. Maxwell

 

 

 

SOPADAN AT 

Baba ve iki küçük çocuğu ormanda gezintiye çıkmışlardı. Bir süre yürüdükten sonra çocuklardan biri;

"Baba, çok yoruldum" dedi. "Beni kucağına alır mısın?" Baba yürümeyi sürdürerek yanıtladı oğlunu:

"Üzgünüm, seni kucağıma alamam" dedi. "Ben de çok yorgunum".

Çocuk aldığı yanıttan hoşlanmamıştı. Bu kez ağlamaya başladı. Baba tek söz söylemeden durdu ve ağaçtan bir dal kesti. Dalı bıçakla düzeltti ve oğluna verdi. "Al oğlum, sana güzel bir at" dedi.

Çocuğun gözleri mutluluktan ışıldadı. Büyük bir coşkuyla sıçrayarak ata bindi ve atına vurarak evine doğru yürümeye başladı.

Baba kendilerini şaşkınlıkla izleyen kızına döndü ve "İşte yaşam budur kızım" dedi.

"Bazen çok yorulduğunda kendini hayata bağlayacak bir şey bulursun".

 

 

ZENGİNLİK, BAŞARI ve SEVGİ...

Bir kadın evinden çıktı ve evinin önünde beyaz, uzun sakalları olan üç yaşlı adam gördü. Onlara, "Sizi tanımıyorum ama aç olmalısınız. Lütfen evime buyurun ve bir şeyler yiyin" dedi.

"Kocanız evde mi?" diye sordular.

"Hayır" dedi kadın, "Dışarıda".

"O zaman giremeyiz" dediler.

Akşamleyin kocası eve geldiğinde kadın olanları anlattı. Kocası;

"Onlara eve geldiğimi söyle ve içeri davet et" dedi. Kadın dışarı çıktı ve yaşlı adamları eve davet etti.

"Biz bir eve beraber girmeyiz" dediler. Kadın "neden?" diye sordu. Yaşlı adamlardan biri cevap verdi:

"Onun adı Zenginlik'tir dedi, arkadaşlarından birini göstererek. Ve bir diğerini göstererek; "Onun da adı Başarı, ben de Sevgi'yim". Sonra ekledi; "Şimdi eşinle konuş ve hangimizi evinize davet edeceğinize karar verin" dedi.

Kadın eve girdi ve olanları kocasına anlattı. Kocası çok sevindi. "Ne kadar harika" dedi. "Zenginliği davet edelim, gelsin ve evimizi zenginlikle doldursun" dedi.

O sırada onları dinlemekte olan kızları: "Sevgi'yi davet etsek daha iyi olmaz mı?" diye sordu. "O zaman evimiz sevgiyle dolar".

Adam, "Bence kızımızın tavsiyesine uyalım" dedi. "Dışarıya çık ve Sevgi'yi davet et. Sevgi bizim misafirimiz olsun" dedi.

Kadın dışarıya çıktı, Sevgi'yi seçtiklerini söyledi ve Sevgi'yi evlerine davet etti.

Sevgi kalktı ve eve doğru yürümeye başladı. Diğer iki arkadaşı da kalktı ve onu takip etti. Kadın büyük bir şaşkınlıkla:

"Ben sadece Sevgi'yi davet ettim, siz neden geliyorsunuz?" diye sordu. Yaşlı adam cevap verdi:

"Eğer siz Zenginlik veya Başarı'yı davet etmiş olsaydınız, diğer ikimiz kalacaktık. Ama siz beni (Sevgi'yi) davet ettiğiniz için ben nereye gidersem, Başarı ve Zenginlik de benimle beraber gelir".

Hayatınıza her neyi davet ederseniz o gelir ve size de o yansır. Siz de hayatınıza olumlu düşünceyi davet edin. Hayata olumlu baktığınız ölçüde, hayatınızın da olumluya doğru değiştiğini fark edeceksiniz...

 

KİLİTLİ KAPILAR

Ünlü sihirbazın en meşhur gösterisi kilit açma numarasıydı. Hangi şartlar altında olursa olsun açtığı kilitlerle meşhur olan bu sihirbazın çok iddialı olmasına rağmen açamadığı bir kilit olduğu rivayet edilir. Ne kadar doğrudur, ne kadar yanlıştır bilinmez ama bu rivayetin insanın kendi başarısını nasıl etkileyeceğini göstermesi açısından önemi çok büyük.

İşte bu kilit açma ustası, yanına hiçbir gereç almadan, yalnızca giysileriyle girdiği herhangi bir hapishaneden bir saatten önce kurtulacağını iddia eder ve hep bununla övünürmüş.  İngiliz Adalarındaki küçük bir kasaba sihirbazı iddiasını ispata davet eder. Sihirbaz kasabanın yeni hapishanesine geldiğinde, hapishanedeki bir hücreye yerleştirilir. Heyecan doruktadır. Kapılar kapandığında kasabalılar hariç herkes onun o hücreden nasıl çıkabileceğini merak eder. Sihirbaz öyle kilitler açmıştı ki bunları açmaması şaşılacak bir durum olurdu. Buna rağmen kasabalıların sihirbazın o hapishaneden çıkamayacağına dair yine de bir ümitleri vardı.

Sihirbazın kemerinde yirmi beş santimlik bir çelik parçası vardı ve bütün kilitleri onunla açardı. Ancak bütün maharetine rağmen bu kez zorlanmıştı. Anlayamadığı bir şekilde kilit açılmamakta direniyordu. Yarım saat uğraştıktan sonra, kendine olan güveni yok olmaya başlamıştı. Bir saat dolduğunda artık kan ter içinde kalmıştı. İkinci saatin sonunda artık pes etti ve kapının üzerine yığıldı. Ve kapı o anda kendiliğinden açılıverdi!

Kasabalılar hinlik edip kapıyı kilitlememişlerdi. Kapı yalnızca sihirbazın kafasında kilitliydi. Biraz itse açılacaktı ama kapının kilitli olduğunu düşündüğü için bunu denemeyi düşünmemişti bile.

Hayatın kapıları da aynen böyledir. Kilitli olduklarını düşünüp, açmayı denemediğiniz sürece kilidi açmak için gereksiz ter dökersiniz. Bazen yapmanız gereken tek şey, sadece, şöyle hafifçe dokunuvermektir kapıya...

Karşımıza öyle kapılar çıkıyor ki bazen dünyanın koşuşturmacısından bu kapıların kilitli mi yoksa açık mı olduğuna bakmak aklımızdan bile geçmiyor. Eğer bir kilidi açmak size imkânsız gibi geliyorsa biraz düşünmeye vakit ayırın ve gerçek kilidin o olmadığını fark edin.

Kilitsiz bir yaşamda var olmanız dileğiyle.

Yazarı bilinmiyor

 

METRODAKİ KEMANCI 

Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider. 

Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.

Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak hızla geçer, gider.

Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder. 

En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar. 

Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.

Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı...

Bu gerçek bir hikâyedir ve Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır.

Sorgulanan şeyler ise;

Sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz?

Durup ondan keyif alıyor muyuz?

Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz?

Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız bile yoksa başka neleri hayatımızda kaçırıyoruz acaba?

Biraz düşünmekte fayda var!

Alıntı

 

 

ZAMANINIZA TEŞEKKÜR...

 Jack'in yaşlı adamı yan kapıda görmesinden beri hayli zaman geçmişti. Kolej, kızlar, kariyer ve hayatın kendisi diğer şeyleri aksatmıştı. Gerçekte Jack, hayallerinin peşinde ülkesini dolaşmıştı. Bu yoğunlukta, Jack'in ne geçmişini düşünecek ne de karısı ve oğlu ile geçirecek fazla zamanı yoktu. Geleceği üzerine çalışıyordu ve hiçbir şey onu durduramazdı.  

Telefonda annesi ona şunları söyledi; "Mr. Belser geçen akşam vefat etti. Cenaze töreni Çarşamba günü". Çocukluk günlerini hatırlarken anılar zihninden büyük bir hızla geçiyordu. "Jack, beni işitiyor musun"? "Oh, üzgünüm anne. Evet, seni duyuyorum. Onu son olarak düşünmemin üzerinden çok zaman geçti. Üzgünüm ama onun yıllar önce öldüğünü düşünüyordum" dedi Jack. "Seni unutmadı diye devam etti annesi. Onu her gördüğümde senin ne yaptığını sordu. Tahta çitini yerleştirirken, senin çitin diğer tarafında onunla geçirdiğin günleri anlatıyordu". "Onun yaşadığı o eski evi severdim" dedi Jack.

"Biliyorsun Jack, baban öldükten sonra Mr. Belser seninle çok ilgilendi" dedi annesi. "Marangozluğu bana o öğretti" dedi Jack. "Eğer o olmasaydı, bu işte olmazdım. Önemli olduğunu düşündüğü şeyleri bana öğretmek için çok zaman harcadı?anne, cenazede olacağım".

Meşgul olmasına rağmen sözünü tuttu. Mr. Belser'in cenazesi sakindi. Kendi çocukları yoktu ve yakınlarının çoğu vefat etmişti. Evine dönmeden önceki akşam, Jack ve annesi yan taraflarındaki eski evi bir kez daha görmek için durdular. Ev tam hatırladığı gibiydi. İçeri girdiler. Attığı her adımın anısı vardı. Jack aniden durdu. "Ne oldu Jack?" diye sordu annesi. "Kutu gitmiş" dedi Jack. "Hangi kutu?" diye sordu annesi. "Masasının üzerinde kilitli tuttuğu küçük altın bir kutu vardı. Onun içinde ne olduğunu binlerce kez sormuş olmalıyım. Her seferinde bana 'en çok değer verdiğim şey' derdi". Evle ilgili her şey Jack'in hatırladığı gibiydi, kutu dışında. Belser ailesinden birinin kutuyu almış olabileceğini düşündü. "Şimdi onun için en çok değerli olan şeyi asla bilemeyeceğim" dedi Jack. "Biraz uyusam iyi olur, sabah erkenden uçağım kalkıyor anne".

Mr. Belser'in vefatından iki hafta sonraydı. Bir gün işinden evine döndüğünde Jack posta kutusunda bir not buldu. "Paketinizi almanız için imzanız gerekiyor. Evde kimse yoktu. Lütfen üç gün içinde posta merkezine gelin". Ertesi gün, sabah erkenden Jack paketi almaya
gitti. Küçük kutu eski idi ve sanki yüz yıl önce postalanmış gibiydi. El yazısının okunması zordu, ama iade adresi dikkatini çekti. "Mr. Harold Belser".

Jack kutuyu arabasına götürdü ve paketi açmaya başladı. Paketten altın kutu ve bir zarf çıktı. Notu okurken Jack'in elleri titriyordu. "Ölümümden sonra, lütfen bu kutuyu ve içindekini Jack Bennett'e iletin. Bu, hayatta en çok değer verdiğim şeydir". Mektuba küçük bir anahtar yapıştırılmıştı. Gözlerinden yaşlar akarken, kalbi çarpıyordu. Jack kutuyu dikkatle açtı. Kutunun içinde güzel altın bir cep saati buldu. Parmaklarını çerçevenin üzerinde yavaşça gezdirirken, kapağını açtı. İçinde şu sözcüklerin kazındığını gördü.

"Jack, bana ayırdığın zamanın için teşekkür ederim!  Harold Belser".

"En çok değer verdiği şey benim zamanım imiş".  Jack saati birkaç dakika tuttu, sonra ofisini aradı ve bundan sonraki iki günlük randevularını iptal ettirdi. "Neden?" diye sordu sekreteri.

"Oğlumla biraz zaman geçirmeye ihtiyacım var" dedi. "Oh,  aklıma gelmişken Janet,  zamanın için teşekkürler!"

 

ÖĞRENMEK

Öğrenmenin de maliyeti vardır;

Önceden öğrenenler,  indirimli fiyattan öğrenir,

Otoriteden öğrenenler, özgürlük bedeliyle öğrenir,

Deneyerek öğrenenler, etiket fiyatından öğrenir,

Hayattan öğrenenler, gecikme zammıyla öğrenir,

Hayattan da öğrenemeyenler, boşa gitmiş hayatlarıyla öğrenirler.

Arthur Miller

 

 

 

BAŞARI İSTENMEDİĞİ YERE GELMEZ

Yenildiğinizi düşünüyorsanız, yenilmişsinizdir.
Cesur olmadığınızı düşünüyorsanız, korkaksınızdır.
Kazanmak istiyor fakat kazanamayacağınızı düşünüyorsanız, kesinlikle kazanamazsınız demektir.
Kaybedeceğinizi düşünüyorsanız, çoktan kaybetmişsinizdir.
Dışarıdaki dünyaya çıktığınızda anlayacaksınız ki başarı, ancak onu istediğiniz takdirde gelecektir.
Her şey insanın kafasında biter.
Alt edildiğinizi düşünüyorsanız alt edilmişsinizdir.
Yükselmek için yüksek düşünmelisiniz.
Bir ödülü kazanmadan önce kendinizden emin olmalısınız.
Yaşam savaşını kazanan her zaman, en hızlı, en güçlü olan değildir.
Er ya da geç kazanan kişi, kazanacağını önceden düşünebilen kişidir.

Arnold Palmer

 

MÜMKÜN OLSAYDI...

Çocuğumu yeniden yetiştirmek mümkün olsaydı;

Ona işaret parmağımı kaldırıp yasaklar koymak yerine, parmaklarıyla resim yapmayı öğretirdim.
Hatalarını daha az düzeltir, onunla daha çok yakınlık kurmaya çalışırdım.
Onu sadece gözlerimle izler, saat kısıtlamaları koymazdım.
Daha bilgili olmaya çalışır, daha çok şefkat gösterirdim.
Onunla daha çok yürüyüşlere çıkar, uçurtmalar uçururdum.
Ona karşı ciddi bir tavır içinde olmak yerine, onunla oyun oynardım.
Onunla kırlarda koşar, yıldızları seyrederdim.
Onunla daha az çekişir, ona daha çok sarılırdım.
Ona her zaman katı davranmaz, onu daha çok onaylar ve yüreklendirirdim.
Güç konusunda daha az ders verir, sevgi konusunda daha çok şey öğretirdim.

Diana Loomans

 

HAYAT

Hayat kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.

Güven, mutluluk, şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
Hayat; kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.

Ne dediğin ve ne demek istediğindir.
İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir.

Her şeyden önemlisi hayatı, başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.
İşte hayat bu seçimden ibarettir.
İnsanların en acizi dost edinemeyen, ondan daha acizi ise dost kaybedendir.

Charles Eguone

 

TANRI İLE KARŞILAŞMA

Küçük bir oğlan çocuğu Tanrı ile karşılaşmak istiyordu. Tanrının çok uzaklarda yaşadığını ve önünde uzun bir yolun olduğunu biliyordu. Böylelikle sırt çantasını çörek ve meyve suyu kutularıyla doldurup yola koyuldu. Evinden üç apartman ileride yaşlı bir adama rastladı. Yaşlı adam parkta oturmuş güvercinlere yem veriyordu.

Çocuk adamın yanına oturup sırt çantasını açtı. Tam meyve suyundan bir yudum içecekti ki adamın acıkmış olabileceğini fark etti. Çantasından bir çörek alıp adama verdi. Adam hoşnut bir şekilde çöreği kabul etti ve çocuğa gülümsedi. Adamın gülümsemesi o kadar muhteşemdi ki çocuk bunu tekrar görmek istedi. Adama meyve suyu uzattı. Adam çocuğa tekrar gülümseyerek karşılık verdi. Çocuk mest olmuştu! Bütün gün öylece oturup çörek yediler, gülümsediler; tek bir sözcük bile konuşmadılar.

Hava kararmaya başlayınca, çocuk ne kadar yorgun olduğunu fark etti. Ayağa kalkıp bir iki adım yürümüştü ki geri döndü, adama doğru koşup ona sımsıkı sarıldı. Adamsa çocuğa yaşamındaki en güzel gülümsemeyle karşılık verdi.

Kısa bir süre sonra çocuk evine varıp kapıyı açtı. Çocuğun yüzündeki mutluluğu gören annesi çok şaşırdı. "Seni bu kadar mutlu edecek ne yaptın bugün?" diye sordu annesi.

"Tanrı ile yemek yedim,"diye yanıt verdi çocuk. Annesi daha bir yanıt veremeden devam etti çocuk. "Biliyor musun? Tanrı, gördüğüm en güzel gülümsemeye sahip!"

Öte yandan, yine çocuk gibi mutluluktan ışıl ışıl olan yaşlı adam evine döner. Adamın oğlu babasının yüzündeki huzuru görünce şaşırır. "Baba, seni bu kadar mutlu edecek ne yaptın bugün?"

Adamın yanıtı şu oldu: "Parkta Tanrı ile çörek yedim." Oğlu daha bir yanıt veremeden de devam etti: "Biliyor musun, beklediğimden çok daha genç."

Çoğu kez bir insanın tüm yaşamını değiştirebilecek bir dokunuşun, bir gülümsemenin, güzel bir sözün, kulak verip dinlemenin, içten bir iltifatın ya da gösterilen en küçük bir ilginin ne denli güçlü olabileceğinin farkında değiliz. Karşılaştığımız her insan yaşamımıza belli bir neden için, belli bir süre için ya da ömür boyu bizimle kalmak için girer. Hepsini de sevgiyle kucaklayın.

(Yazarı bilinmiyor)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ayın Taşı - Pembe Kuvars

  • Pembe ve yarı saydam, genellikle bulutlu, feminen ve titreşimi yumuşak bir taştır.
  • En yaygın kalp çakrası taşıdır. Sevginin sembolü olarak bilinir.
  • Sevgiyi alma ve verme yeteneğini artırır. Kişinin kendisiyle barışık olmasını ve kendisini sevmesini sağlar. Çevresindeki güzelliklere karşı duyarlılığını artırır.
  • Duygusal boşalım sağlar. Stres giderici olup, korkuyu, öfkeyi ve endişeyi azaltır, kişiyi rahatlatır.
  • Her şifa terapisinde kullanılabilen bir kristaldir. Bu yüzden her kullanımdan sonra temizlenmelidir.
  • İşlenmemiş haliyle mekanlarda, özellikle büyük boyutlarda bulundurulduğunda, enerjisiyle tüm mekanı etkiler.
  • Negatif enerjileri toplar, kişiye yansımasını önler. Bu özelliğinden dolayı özellikle bilgisayar, TV gibi elektronik cihazların yaydığı elektromanyetik dalgaların olumsuz titreşimlerini giderir. Cihazların yakınında bulundurulması önerilir.
  • Kan dolaşımını düzenler.

 

 

Ayın Taşı - Ametist

  • Mor ya da menekşe renkte olup, enerji dolu, kristal bir kuvars türüdür.
  • Strese, migrene, baş ve göz ağrılarına iyi gelir.
  • Kan temizleyicidir. Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Zihinsel yorgunluğu giderir. Sakinleştirici bir özelliğe sahiptir.
  • Konsantrasyonu artırır. Bu nedenle meditasyonlarda sıklıkla kullanılan bir taştır.
  • Vizyon görmek için programlanabilir.
  • Negatif enerjilere karşı koruyucudur.
  • Bulunduğu ortamdaki olumsuz enerjileri toplayarak arındırma ve  dönüştürme özelliğine sahiptir.

 

 

Ayın Taşı - Firuze

  • Boğaz çakrasının taşıdır. İletişimi kolaylaştırır, ifadeyi etkin kılar.
  • Nazara karşı etkilidir.
  • Denge sağlar, huzur verir. Kişinin kendine güvenini güçlendirir.
  • Sindirim sorunlarına ve solunum yolu hastalıklarına iyi gelir. Tiroid bezini olumlu etkiler.
  • Kas tutulmalarında iligi yere uygulanarak kullanılır.

 

 

Ayın Taşı - Lapislazuli

  • Boğaz ve alın çakralarının taşıdır.
  • Solunum yolları rahatsızlıklarında etkilidir. Trioid bezlerini harekete geçirir.
  • Kemikleri kuvvetlendirir. Tansiyonu dengeleyici bir etkisi vardır.
  • Hafızayı ve iletişim yeteneğini güçlendirir.
  • Tüm ruhsal çalışmalarda kullanılır. Duru görüyü artırır.
  • Düşünceleri netleştirir ve kaygıyı azaltıcı etkisi vardır.

 

Ayın Taşı - Kristal Kuvars

  • Beyin fonksiyonlarını uyarır, konsantrasyonu kuvvetlendirir.
  • Yüksek ateşte bedene uygulama yapıldığında ateşi düşürür.
  • Radyasyonu toplayıcı özelliği vardır.
  • Tedavi ve arındırıcı özellikleri en yoğun taşlardandır. Aura (enerji alanı) temizliğinde küçük ve taneli olanın kullanılması önerilir. Blok şeklinde olanlar mekanlar için idealdir.
  • Kişinin çevresinde oluşan negatif enerji alanını yok eder. Pozitif enerjiyi toplar, kuvvetlendirir ve iletir. Bunun için de aksesuar olarak tene değecek şekilde kullanılması önerilir.
  • Kişinin aurasını korumada ve güçlendirmede etkilidir. Bunun için iki ucu sivri kristal kuvars taşını cepte taşıyabilirsiniz. Eğer gün sonunda kendinizi yorgun, tükenmiş hissederseniz, iki ucu sivri kuvars kristallerini avuçlarınızda, düzenli nefesler eşliğinde 5-10 dk. tutun. Fizik bedeniniz dahil tüm enerji bedenlerinizin (eterik, duygusal, zihinsel ve ruhsal) yani auranızın enerji ile dolduğunu ve yenilendiğini düşünün ya da niyet edin. Auramızın enerjisi ne kadar dengede olursa, o kadar çevremizdeki olumsuz enerjilerin etkilerinden kendimizi korur, etkilenmeyiz.

 

 

Ayın Taşı - Mercan


  • Kırmızı mercan kök çakrasının taşıdır.
  • Kalbi ve dalağı güçlendirir. Kan yapımını teşvik eder.
  • Pek çok cilt hastalığında tedavi amaçlı kullanılır.
  • Kalsiyum bakımından zengin olduğundan, kemikleri güçlendirir, osteoporozu önler, menapoz dönemini destekler.
  • Konsantrasyon eksikliğini giderir. Kararlılığı sağlar.
  • Kişinin kendi değerini bilmesine destek verir.
  • Nazara karşı koruyucu özelliği vardır.

 

Ayın Taşı - MALAHİT


  • Kalp çakrasının taşıdır.
  • Fiziksel ağrıları ve mide bulantısını azaltır, romatizmaya iyi gelir.
  • Karaciğer ve dalak fonksiyonlarını güçlendirir.
  • Radyasyondan koruyucu özelliğindan dolayı bilgisayarla aranıza konulması önerilir.
  • Uyumayı kolaylaştırır. Zihni ve bedeni canlandırır.
  • Sol elde oynanırsa, bedeni fazla statik elektriğinden arındırır.
  • Korku ve şüpheyi yok eder. Neşe ve canlılık veren etkisi vardır.
  • Aşırı duygusal kişilerin bu taşı kullanmamaları önerilir.

Ayın Taşı - KEHRİBAR


  • Mide çakrasının taşıdır.
  • Astım, bronşit ve tiroid bezi rahatsızlıkları ile alerjiye iyi gelir.
  • Karaciğeri temizler ve güçlendirir.
  • Bağışıklık sistemini destekler.
  • Enerji ve neşe verir.
  • Kişininin kendisine güvenini artırır ve yaratıcı gücünü destekler.

 

Ayın Taşı - OBSİDYEN (Doğal Cam)


  • Kan dolaşımını düzenler. Yaralanmalarda kanın durmasını ve yaranın iyileşmesini sağlar.
  • Bacak, bel, kemik ağrıları ve fiziksel güçsüzlükde etkilidir.
  • Zihinsel karmaşayı yok edici etkisi vardır.
  • Espri gücünü artırır, neşe verir.
  • Stresi azaltıcı, heyecanı engelleyici ve takıntıyı giderici etkisi vardır.
  • Siyah olan cinsi aura temizliğinde kullanılır.

 

Ayın Taşı - KAPLANGÖZÜ


  • Mide çakrasının taşıdır. Koyu tonlarını, topraklamaya yardımcı olması için ayaklar üzerine koyabilirsiniz.
  • Kemikleri güçlendirir.
  • Sindirim sistemi ile astım ve bronşit rahatsızlıklarına iyi gelir.
  • Baş ağrılarının ve hafıza kaybının oluşumunu engelleyici özelliği vardır.
  • Vücudu olumsuz enerjiden korur.
  • Güç ve cesaret taşıdır.
  • Kişinin kararsızlık yaşamasını engeller, özgüveni ve konsantrasyonu artırır.
  • Bu taşı vizyon görmek ve yaşamınıza bereketi yani parayı çekmek için programlayabilirsiniz.

 

Ayın Taşı - KALSEDON (Kadıköy Taşı)


  • Mavi-beyaz renklerde olup, mavi akik olarak da bilinen bir taştır.
  • Boğaz çakrasının taşıdır. Alın çakrasında da kullanılır.
  • Solunum yolları rahatsızlıklarında etkilidir. Bedenin direncini artırır.
  • Glokom gibi kan basıncından kaynaklanan göz rahatsızlıklarında etkilidir.
  • Hormonlar ve süt bezleri için yararlıdır.
  • İfade ve iletişim yeteneğini güçlendirir. Kişinin kendisini özgürce, cesaretle ve sevgiyle ifade edebilmesini sağlar. Cepte de taşınabilir.
  • Düşünce yeteneğini artırır.
  • İnsanlara huzur verir, stresi alır.
  • Nazara karşı kullanılabilecek bir taştır.

 

Ayın Taşı - SİTRİN


  • Açık sarıdan altın rengine kadar çok çeşitli tonlara sahip olup, mide çakrasının taşıdır.
  • Sindirimi olumlu etkiler. Mide, bağırsak, pankreas ve dalak fonksiyonlarını dengeler.
  • Şeker hastalığına destek olur. Özellikle şeker hastalarının sitrini tenlerine temas edecek şekilde taşımaları, insülin üretimini teşvik edip şekerin hücreler tarafından emilimini sağlar.
  • Strese ve sinirsel tiklere iyi gelir.
  • Yaşama sevinci ve canlılık verir.
  • Kararlılık ve denge sağlar. Kişinin kendine güvenini artırır.

 

 

Ayın Taşı - UNAKİT


  • Kalp çakrasının taşıdır.
  • Kalbi ve dolaşım sistemini uyarır.
  • Hamilelik döneminde kişiyi fiziksel ve duygusal anlamda olumlu destekler.
  • Vücut performansını artırır.
  • Dengeleyici özelliklere sahiptir. Bundan dolayı da fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal açıdan dengede, huzurlu ve mutlu olmak isteyenler için ideal bir taştır.
  • Sorunların yaşanma sebeplerini fark ettirici etkisi vardır.
  • Kişinin kendisini kabullenmesine ve sevmesine yardımcı olur.

 

 

 

Ayın Taşı - AKUAMARİN


  • Açık mavi ya da mavimsi yeşil renkte olup, boğaz çakrasının taşıdır.
  • Solunum yolları rahatsızlıklarında, bronşit ve astım da çok etkilidir.
  • Hipofiz ve tiroit bezleri üzerinde güçlü etkiye sahiptir.
  • Beden ve zihin ilişkisini güçlendirerek, sezgileri artırır.
  • Strese ve gerginliğe iyi gelir.
  • Kişinin kendisine olan güvenini artırır, kendi değerini fark etmesini sağlar.
  • Bereket ve uğur taşıdır.
  • Hem cesaretin, hem de sakinliğin taşı olarak bilinir.
  • Kendisini taşıyan kişileri negatif enerjilere karşı koruyucu özelliği vardır.

 

Ayın Taşı - ÇEROİT


  • En yeni bulunan taşlardandır. Koyu mordan çok açık mora kadar opak renklerde olup, tepe çakrasının taşıdır.
  • Baş ağrılarında ve duyma bozukluklarına karşı etkilidir.
  • Anda kalmanıza yardımcı olur ve farkındalığınızı artırır.
  • Yatıştırıcı özelliği ile sinir sistemini dengeler, sakinlik verir.
  • Uykusuzluğa iyi gelir. Eğer kişinin korkuları varsa ya da kâbuslar görüyorsa, bu taşı Ametist taşı ile birlikte yastığının altına koyarak uyuması önerilir.
  • Maddi ve manevi bağımlılıkları olan kişinin ruhen özgürleşmesini sağlayarak kendisine olan güvenini artırır.

 

 

 

 

Ayın Taşı - AGAT (AKİK)


  • Bileşimindeki değişik renkler Agatların farklı renklerde oluşmasına neden olur. Bu taşın renklerine göre etkilediği çakralar da farklılık gösterir. Kırmızı Agat kök ve sakral çakrada etkili olurken, Mavi Agat boğaz çakrası için kullanılır.
  • Bedenin gerginliğini azaltır, ağrıların giderilmesinde oldukça etkilidir.
  • Cilt hastalıklarında, böcek sokmalarında ve yaralanmalarda önemli bir etkiye sahiptir. Bu gibi durumlarda cilde temas edecek şekilde kullanılması önerilir.
  • Damarları güçlendirir. Kan dolaşımının ve sinir sisteminin dengeli çalışmasını sağlar.
  • Güçlü bir enerjiye sahip olan akik, bereket artırıcıdır. Eğer belden aşağı bir bölgede taşınırsa doğurganlığı artırıcı etki yapar. Cinsel organlar üzerinde de olumlu etkisi vardır.
  • Hamilelikte hem bebeğin hem de annenin sağlığı için faydalıdır.
  • Kemik ve diş yapısının korunmasını destekler.
  • Göz yorgunluklarında ve hastalıklarında göz kapaklarının üzerine koymak, tedavi edici ve dinlendirici bir etki sağlar.
  • Canlılık veren enerjisiyle, olaylar karşısında daha pozitif olmanızı sağlar. İnsanların olumsuzluklarından kolayca etkileniyorsanız akik size iyi gelecektir.
  • Negatif enerjiye karşı koruma sağlar ve cesareti artırır. Kendisini taşıyan kişiye güç, güven ve iyimserlik hissi verir.
  • Kırmızı akikler fiziksel canlılığı artırarak tembelliği giderir.
  • Mavi akik taşı, serinkanlılık ve özgüven duygularını güçlendirir. Kendinizi daha iyi ifade edebilmenize yardımcı olur. Sinir sistemini dengelediğinden stresi giderir, sakinleştirir. Nazara karşı etkilidir.

 

 

Ayın Taşı - HEMATİT


  • Kök çakrasının taşıdır.
  • Kan dolaşımını düzenler. Kanla ilgili tüm alanlarda etkilidir. Dalağın düzgün çalışmasını sağlar. Kanamalı bölgelerin üzerine konulduğu zaman kanamayı durdurur. Adet dönemlerinin düzensizliğinde faydalı olur.
  • Bel soğukluğuna karşı etkilidir.
  • Mafsal romatizmalarına karşı faydalı olduğu gibi varis ve damar tıkanıklıkları için de kullanılır.
  • Saçların daha gür çıkmasını sağlar.
  • Stresi azaltır, enerji ve canlılık verir.
  • Hafızayı güçlendiren bir etkiye sahiptir.
  • Karar verme güçlüğü çeken kişilere iyi gelir. Neşe, cesaret ve istek sağlar.

 

 

Ayın Taşı - AZURİT


  • Lacivert rengin her tonunda bulunabilen Azurit, alın çakrasının taşıdır.
  • Göz yorgunluğuna iyi gelir. Azurit'i gözlerinizin üzerine yerleştirerek 30 dk. tutun. Uzun süreli dikkat gerektiren işlerle uğraştıktan sonra, gözlerde oluşan yorgunluğu giderir.
  • Adet sancılarında bu taşı yumurtalıkların üzerinde bir süre tutmak kişiyi rahatlatır ve ağrının dinmesine yardımcı olur.
  • Karaciğer ve troid bezi fonksiyonlarını dengeler, bedenin bağışıklık sistemini destekler.
  • Farkındalığı  artırır, sezgilerin güçlenmesine yardımcı olur.
  • Kişinin duygularını ve düşüncelerini kolaylıkla ifade edebilmesini sağlar.
  • Zihnin berrak ve net olmasına ihtiyaç varsa bu taşın kullanılması kişiyi olumlu yönde etkiler ve bu etki yaşamına yansır.
  • Bilinçaltındaki olumsuzlukları temizlemek ve yeniden programlamak istenirse Azurit'in enerjisi bunun için idealdir.

 

Ayın Taşı - AYTAŞI


  • Yarı şeffaf, süt beyaz, grimsi ya da açık mavi renklerde olabilen Aytaşı, sakral çakrasının taşıdır.
  • Özellikle kadınlarda hipofizi etkileyerek hormon dengesini düzenler. Bunun dışında tüm hormon bezlerinde etkilidir.
  • Kadınlarda kısırlığa iyi geldiği ve kolay doğum yapmaya yaradığı için taşınır.
  • Adet dönemi rahatsızlıklarında etkilidir.
  • Doğum yapan kadınların tenlerine değecek şekilde bu taşı kullanmaları süt bezlerini çalıştırarak süt üretiminin artmasını sağlar.
  • Kramplara, bacak ve sırt ağrılarına iyi gelir ve lenfatik sistemdeki bozuklukların ortadan kalkmasına yardımcı olur.
  • Aşırı yemek yeme isteğini engeller.
  • Kişinin duygusal gerilimden kurtulmasına ve duygularını kabullenmesine yardımcı olur.
  • Algıları ve iletişimi güçlendirir.
  • Rüyaların hatırlanmasında ve nazarda oldukça güçlü bir etkiye sahiptir.

 

 

Ayın Taşı - OPAL

 

  • Siyah (siyah opal), beyaz (süt opal), kırmızı (ateş opal) gibi çeşitli renklerde olabilen ve gökkuşağı taşı olarak da bilinen Opal, tepe çakrasının taşıdır.
  • Süt Opal'in, sindirim sistemi, hormon üretimi ve mide üzerinde olumlu etkileri vardır. Cilt hastalıklarında da kullanılabilmektedir. Akyuvarların ve alyuvarların dengesini düzenleyerek kansızlık ve löseminin önlenmesinde etkili olur.
  • Ateş Opal de, karaciğeri olumsuz etkileyen alkol veya hepatit gibi hastalıklardan doğan olumsuzlukları hafifleterek karaciğeri destekler.
  • Özgürlüğün ve bağımsızlığın taşı olarak bilinen Opal; olumsuz duyguları, korkuları uzaklaştırır.
  • Bu taşın enerjisi neşeyi ve coşkuyu yoğunlaştırır.
  • Kişinin değişimleri kolaylıkla kabullenmesine yardımcı olur.
  • Kendinizi daha iyi ifade edebilmek ve daha cesur olmak için bu taşın enerjisinden yararlanabilirsiniz.

 

 

Kaynak: Ashua dergisi 8.sayı

Ayın Taşı - Alexsandrit

  • Değişik açılardan bakıldığında, kırmızıdan portakal sarısına ve zümrüt yeşiline kadar renk değiştiren bu taş, gün ışığında yeşil, yapay ışıkta kırmızı renkte görünür. Kalp, kök ve tepe çakralarında kullanılır.
  • Merkezi sinir sistemi rahatsızlıklarını gidermede etkilidir.
  • Dalak ve pankreas problemleri ile lenf bezi hastalıklarının ve şişliklerinin tedavisinde yardımcı olur.
  • Negatif enerjilerden koruma özelliği ile oldukça etkili bir taştır.
  • Alınganlıklarınızdan kurtulmanıza yardımcı olur.
  • İçinizdeki neşeyi ortaya çıkarmanızı destekler.

Kaynak: Ashua dergisi 12.sayı

 

 

Ayın Taşı - Florit

  • Dünya üzerindeki en renkli taştır. Doğada şeffaf ve yarı şeffaf hallerde bulunabilen Florit  taşı; sarı, kırmızı, yeşil, pembe, mavi, menekşe, mor ve beyaz renklerde olup  tüm çakralarda kullanılabilir.
  • Özellikle baş ağrılarında etkilidir.
  • Takı olarak boyunda taşındığında dikkati artırır ve yetersiz kalma duygusunu yok eder. Bu özelliğinden dolayı yapmaktan çekinilen ve yetersiz kalındığı hissedilen durumlarda etkili olur. Araba kullanmaktan kaçınanların, bu korkularını yenmek için Florit taşını kullanmaları önerilir.
  • Analitik yeteneğini güçlendirme ve konsantrasyonu artırma özelliğinden dolayı dikkat gerektiren işlerde çalışanların ve konsantrasyon güçlüğü çeken öğrencilerin kullanmasında yarar vardır.
  • Kişinin sezgilerini güçlendirir ve ruhuyla bilinci arasındaki dengeyi sağlar, düşüncelerini gerçekleştirmesine yardımcı olur.
  • Kendinizi mutsuz hissettiğinizde, sizi rahatsız eden olumsuz düşüncelere kapıldığınızda ya da hep geçmişte olanlara takılı kalarak, yaşanılanların izlerini ve olumsuz etkilerini üzerinizden atamadığınızı hissediyorsanız; arındırılmış florit taşını bir süre elinizde tutun. Zihin yorgunluğunuzun azaldığını, düşüncelerinizin netleştiğini, rahatladığınızı, daha huzurlu olduğunuzu ve dengelendiğinizi hissedersiniz.

Kaynak: Ashua dergisi 6.sayı

 

 

Ayın Taşı - Peridot / Zebercet /Olivin / Krizolit

  • Parlak sarı-yeşil renkte olan Peridot diğer adıyla Zebercet kalp çakrasının taşıdır.
  • Özellikle kalp, akciğer, pankreas, dalak ve timüs bezi üzerinde etkilidir. Doku bozulmalarını önleyici bir özelliği vardır.
  • Beden ve zihin dengesini sağlayan bu taş, kişilerle ve çevreyle olan iletişimi güçlendirir.
  • Kaygıyı, korkuyu azaltarak, olumlu bakmayı ve düşünmeyi sağlar.
  • "Yaşamımda coşku ve neşeye ihtiyacım var" diyorsanız bu taşı kullanarak yüreğinizdeki sevgiyi ortaya çıkarabilir, yaşam enerjinizi artırabilirsiniz.

 

Kaynak: Ashua dergisi 7.sayı

 

 

Ayın Taşı - Larimar / Atlantis taşı

  • Beyazımsı mavi, açık mavi, nadiren de yeşil renklerde olup boğaz çakrasında kullanılabilir.
  • Nefes darlığı ve diğer solunum yolu rahatsızlıklarının gi­derilmesinde yardımcı olur.
  • Timus üzerine uygulandığında, bağışıklık sistemini güç­lendirir.
  • Kemikleri güçlendirir ve bundan dolayı çocukların geli­şimi destekler.
  • Damarlar­da pıhtılaşmayı önler.
  • Güven duygusu verir ve yaratıcılığı artırır.
  • Eski düşünce kalıplarından kurtulmamızı ve yeni düşün­ce ve davranış modelleri geliştirmemizi kolaylaştırır.
  • Kişinin sakinleşmesine yardımcı olur, duygusal dengeyi sağlar.
  • Rüyaların daha net hatırlanmasını destekler.
  • Sezgileri, ifade ve iletişimi kuvvetlendirir.

 

 

 

Ayın Taşı - Topaz

  • Dünya üzerindeki bir diğer renkli taştır. Doğada şeffaf ve yarı şeffaf hallerde bulunabilen Topaz taşı; kırmızı, sarı/altın, turuncu, yeşil, pembe, mavi, renklerde olup genelde sarı, turuncu ve mavi olanları bilinir ve renklerine göre mide, sakral ve boğaz, şeffaf olanı da tepe çakralarında kullanılır.
  • Dolaşım ve sinir sistemi, kalp ve damar sağlığı üzerinde şifalı bir etkiye sahiptir.
  • Mide rahatsızlıklarında ve menopoz döneminde kullanılması önerilir.
  • Zihni dinlendirir, uykusuzluk sorununu ortadan kaldırır.
  • Stresi azaltır, depresyon üzerinde etkilidir. Mutluluk, neşe ve huzur duygularını verir.
  • Özellikle şeffaf olanı ruhsal, zihinsel ve duygusal gelişimi olumlu etkiler.
  • Kişinin kendine olan güvenini artırır ve cesaret kazandırır.
  • Şans taşı olarak bilinir.
      

 

 

 

 

 

 

Ayın Taşı - MOLDAVİT

  • Yarı şeffaf ve yeşil renkte olan Moldavit, alın ve taç çakralarında kullanılır.
  • Temizlenmesi veya yüklenmesi gereken bir taş değildir. Moldavit taşı hiç bir enerjiden olumsuz etkilenmez. Sadece arada bir suya tutmak yeterlidir.
  • Tüm çakralardaki enerji blokajlarının temizlenmesini sağlar.
  • Bütün hastalıklarda özellikle solunum yolu hastalıklarında ve anemide iyileşmeyi destekler.
  • Kişinin ruhsal farkındalığını, yaratıcılığını ve duru görü yeteneğini artırıcı enerjiyi sağlar.
  • Merhametli ve sevecen olmaya teşvik eder. Kişinin hayatını olumlu yönde değiştirmesine enerjisiyle destek verir.
  • Bedende biriken fazla enerjinin topraklanmasını, toprağa aktarılmasını sağlar.
  • Aşırı reaksiyonları önlemek için, sürekli değil kısa ve ara verilerek kullanılması önerilir.

 

Ayın Taşı - RODOKROZİT

  • Genel olarak gül kırmızı ve pembe renkli olarak bilinen Rodokrozit taşı kalp çakrasının taşıdır.
  • Kan basıncını-tansiyonu dengeleyici bir etkiye sahiptir.
  • Sindirim sürecini dengeleyerek özellikle mide ekşimesini hafifletir.
  • Böbreklerin çalışmasını ve toksinlerin bedenden atılımını destekler.
  • Kişinin karamsarlıktan sıyrılarak, kendisini iyi hissetmesini sağlar.
  • Sevgi ve denge taşı olarak bilinir.

 

     

Ayın Taşı-JASPER

  • Renkli bir diğer taş çeşidi olup, çoğunlukla kırmızımsı-kahverengi, soluk sarı-kahverengi, turuncu, sarı, yeşil, beyazımsı, gri, mavi düz veya damarlı/alacalı şekilde bulunur. Renklerine göre kök, sakral, mide ve kalp çakralarında kullanılır.
  • Endokrin (hormonal), dolaşım ve sindirim sistemlerini destekler.
  • Bağışıklık sistemini destekler. Enerji sistemini güçlendirir.
  • Kırmızı renkli olanın kanamaları durdurucu etkisi vardır. İhtiyaç duyulan bölgeyi etkileyen çakra üzerinde kırmızı jasper'in tutulması kanın durmasını sağlar. Örneğin burun kanamasında alın çakrasında tutulması gibi...
  • Sarı jasper sindirim sistemini, özellikle safra kesesi, böbrek ve karaciğer hastalıklarında şifalı bir etkiye sahiptir.
  • Turuncu renkli olanı cinsel problemlerde etkilidir.
  • Kişinin kendisine olan güvenini ve inancını artırır, kararlılıkla problemlerini çözme cesaretini verir.

 

 

Ayın Taşı - KRİZOPRAS

  • Açık sarı ve yeşil renkte olup, açık mavi yeşilden canlı yeşile kadar çeşitli tonlarda bulunur. Kalp çakrasının taşıdır. Açık sarı renkteki krizopras ise mide  çakrasında kullanılır.
  • Karaciğeri destekler, toksinlerin bedenden atılımını kolaylaştırır.
  • Kan basıncını düzenler.
  • Cinsel problemlerde de kullanılabilir.
  • Stres, panik atak ve depresif durumlarda kişiyi rahatlatır ve enerjisini dengeler.
  • Korku ve heyecan duygularını yatıştırmaya yardımcı olur ve kişinin kendisine olan güvenini artırır.
  • Kâbusu önleyici özelliğinden dolayı özellikle çocuklarda kullanılması önerilir (odasında başucunda ya da üzerinde bulundurulabilir).
  • Kararlarınızın arkasında duracak güçte olmanıza ve anda kalabilmenize destek olur.

Ayın Taşı - AVENTURİN

  • Genel olarak koyu yeşilden soluk gri-yeşile bakan tonlarda olup mavimsi beyaz ve turuncu renkleri de vardır. Hafif şeffaf olan Aventurin taşı kalp ve mide çakralarında kullanılır.
  • Kalp sağlığı ve bağırsak problemleri (gaz, kabızlık, ishal) için olumlu etkileri vardır.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kolesterolü dengeler.
  • Akne, alerji gibi birçok cilt sorunlarında tene değecek şekilde takılması reaksiyonların hafiflemesini sağlar.
  • Fiziksel gücü ve canlılığı artırır. Yaşam coşkusu verir.
  • Sakinleştirici ve huzur verici bir özelliğe sahip olduğundan uykusuzluk çeken, zor uyuyan kişilerin uyumasını kolaylaştırır. Bunun için taşı yastığınızın altına koymanız yeterlidir.
  • Kişiye yeteneklerinin sınırsızlığını gösterir, yaratıcılığını artırır. Buna engel olan endişe, korku kuruntu ve huzursuzluğu ortadan kaldırır.
  • Stresli durumlarda kişiyi rahatlatır ve enerjisini dengeler.
  • Şans ve motivasyon taşı olarak da bilinir.

   

Ayın Taşı - LABRADORİT

  • Son derece parlak, metalik gri-mavi, koyu eflatun-gri ve yeşil tonlarında bulunan labradorit taşı, alın ve taç çakralarında kullanılır.
  • Göz ve beyindeki hasarları iyileştirici ve gece görüşünü artırıcı etkisi vardır.
  • Soğuk algınlığında ve romatizmada tedaviyi destekler.
  • Hormonları dengeler. Adet dönemlerindeki gerginliği giderir.
  • Tansiyonu düşürücü etkisi vardır.
  • Kalsiyum eksikliği ve aşırı üşüme gibi şikâyetlere faydalıdır.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Özellikle fizik beden ile auradaki (enerji alanlarındaki) bloke olmuş enerjileri temizleyici özelliği vardır.
  • Stresi azaltır, kişiyi sakinleştirir ve kuruntuları giderir.
  • Hafızayı güçlendirir. Daha iyi odaklanmayı sağlar, dikkati arttırır ve konsantrasyonu güçlendirir. Bu özelliği dolayısıyla da sınav gibi yoğun dikkat gerektiren durumlarda kullanılması faydalıdır.
  • Ruhsal gelişimi destekler. Yaşanan olayların yaşanma sebeplerinin fark edilmesini ve alınacak derslerin daha geniş bir açıdan fark edilmesini sağlar.
  • Meditasyon için uygun bir taştır.
  • Direkt tene temas ederek veya bulunduğunuz ortama Labradorit koyarak bu taşın olumlu etkilerinden faydalanabilirsiniz.

 

Ayın Taşı - AMAZONİT (Amazon taşı)

  • Açık mavi, mat mavimsi yeşil ve turkuaz tonlarında bulunan Amazonit taşı, kalp ve boğaz çakralarında kullanılır.
  • Baş, boyun ve sırttaki ağrılara fayda sağlar. Taşın ağrılı bölge üzerine konulması önerilir.
  • Adet dönemlerindeki rahatsızlıkları giderici etkisi vardır.
  • Normal doğumun rahat ve ağrısız geçmesini sağlar. Bunun için doğum anında taşın elde tutulması önerilir.
  • Kalp rahatsızlıklarında, dolaşım bozukluklarında tedaviyi destekler.
  • Taşın enerjisi neşeli ve coşkulu olmanızı, yaşamdan keyif almanızı sağlar.
  • Değişimlere olan direncinizi yok ederek, hayatınızdaki değişimleri kolaylıkla kabul edip, gerçekleştirmenize yardımcı olur.
  • İletişim ve ifade gücünüzü artırır. Kendinizi kolaylıkla, özgürce, sevgiyle ve cesaretle ifade etmenize destek olur.
  • Fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal dengeyi sağlar.

 

Ayın Taşı - GÜNEŞ TAŞI

  • Parlak turuncu-altın ve kahverengi-kızıl kahve karışımı renklerde olup, kök ve karın çakralarında kullanılır.
  • Yorgunluğu giderici,  bedenin canlılığını ve dayanıklılığını artırıcı özelliği vardır.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir ve bedenin kendini iyileştirme gücünü arttır.
  • Eklem rahatsızlıklarında ağrıları hafifletir. Sırt ve göz rahatsızlıkları  için yararlıdır.
  • Menapoz döneminde,i özellikle ateş basmalarını ve gerginliği azaltır.
  • Kan dolaşımını düzenler. Karaciğer, safra kesesi ve bağırsaklarda etkilidir.
  • Neşe, coşku ve yaşama sevinci verir, yaşamın olumlu algılanmasını sağlar.
  • Korkulardan ve utangaçlıktan arındırır, özgüveni ve cesareti artırır.  
  • Kişiye huzur ve gevşeme hissi verir. Depresyonu ve stresi ortadan kaldırmakta etkilidir.

 

 
Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe, yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.
ATATÜRK


Sahip olduklarınızın, sahibiniz olmasına izin vermeyin.
H.Jackson Brown


Bugün ne olduğunuz, dünkü tercihlerinizin sonucudur. Yarın ne olacağınız ise bugünkü kararlarınızın sonucu olacaktır.
Shakespeare


Kendi iyiliğini başkalarına sunduğunda onların içindeki iyiliği dışarı çıkartırsın.
Harry Firestone


Mutluluk, kendi kendine yetenlerindir.
Aritoteles

DUYURULAR
Arşiv
Linkler
 
e-kitap

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Her hakkı saklıdır. © 2006 Evrenin Hediyesi
Serap Toyata • Tel: 0 (532) 376 76 81 • serap@evreninhediyesi.com

Ziyaretçi Sayımız: