Hakkımda
 Yaşam ve İlişkiler Koçluğu
Usui Reiki
Işık Köprüsü / BEAT
Altın Üçgen / GMA
EFT / TAT
Etkinlik Programı
Faydalı Bilgiler
Çeşitli Yazılar
Hikaye Tadında Mesajlar
Ayın Taşı
e-kitap
Albümler
 

Hikaye Tadında Mesajlar

KUSUR DENİLENİN ÖZÜNÜ GÖREBİLMEK

Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine. Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış. Diğeri ise kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve. Fakat her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarı dolu olarak varırmış. İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış.

Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. Çatlağı olan kusurlu testi de kendini çok zavallı hissediyormuş, çok ama çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş. İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama söyle seslenmiş: "Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor".

Adam gülümseyerek dönmüş testiye; "Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Oysa kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum. Senin tarafına çiçek tohumları ektim. Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın. İki senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermiş.

Çevremizdeki herkesi olduğu gibi kabul etmeye, dışlarındaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görmeye gayret edelim.

Yazarı bilinmiyor...

 

 

YAŞAMAYI BİLENLERİN ÖYKÜSÜ...

Öykü, yüzyıllar önce gözlemlenen bir olayı nakletmektedir.

Bir keşiş araştırma yapmak için bir köye gitmişti. Önce o köyün mezarlığına girdi. Çünkü kültürlerin, yaşam felsefesinin böyle yerlerde gizli olduğuna inanıyordu. 

Gözleri birden mezar taşlarının üzerindeki rakamlara takıldı. Mezar taşlarında 5, 867, 900,  20003, 4293, 8, 183 gibi birbiriyle hiç de bağlantısı olmayan rakamlar vardı. Uzun uzun düşündü, fakat bu rakamların anlamını çözemedi. Köyün en bilge kişisine gitti, ona sordu:

“Nedir bu rakamlar Tanrı aşkına” dedi. 'Bu rakamların gösterdikleri ay mıdır, yıl mıdır, saat midir?”

Bilge kişi gülümseyerek yanıtladı:  

“Biz, bebeklerimiz doğduğu zaman bellerine bir ip bağlarız” dedi. “Yaşamı boyunca her güldüğü an, o ipe bir düğüm atarız. Öldükten sonra,  bellerindeki düğümleri sayar, düğümün sayısını mezar taşına yazarız.”

Bilge kişi, karşısındaki keşişin bir şey anlamadığını görünce açıklamasını sürdürdü:

“Böylece onun, ne kadar YAŞAMIŞ olduğunu anlarız.”

 

VEDA MEKTUBU

Eğer Tanrı, bir anlık bile olsa, benim bezden bir kukla olduğumu unutarak bana bir yaşam alanı verebilseydi, ondan alabildiğince yararlanırdım.

Muhtemelen tüm düşündüklerimi söylemezdim, ama tüm söylediklerimi mutlaka düşünürdüm.

Nesnelere bir değer verirdim, neyi temsil ettiklerine göre değil de daha çok neler ifade ettiklerine bakarak.

Gözlerimizi kapattığımız her bir dakikada atmış saniye ışık kaybettiğimizin bilincine vararak daha az uyur, daha çok düş kurardım.

Diğerleri kımıldamazken daha çok yürür; onlar uyuklarken ben uyanırdım.

Eğer Tanrı bana birazcık yaşam armağan etseydi, basitçe giyinir sonra sadece bedenimi değil ruhumu da çırılçıplak soyarak yüzükoyun toprağa uzanırdım.

Âşık olmaya son verirlerse yaşlanacakları gerçeğini bilmeden, yaşlanırken âşık olmayı sonlandırmaları gerektiğini düşünen insanlara ne kadar yanıldıklarını kanıtlardım.

Kanatlar verirdim bir çocuğa, ama kendi kendine, tek başına uçmayı öğrenmeyi ona bırakırdım.

Yaşlılara, ölümün yaşlılıkla değil de unutmak ve unutulmakla geldiğini öğretirdim.

İnsanlar, sizlerden o kadar çok şeyler öğrendim ki...

Herkesin dağın zirvesinde yaşamayı istediğini, ancak gerçek mutluluğun oraya tırmanabilme biçeminde saklı olduğunu bilmediklerini öğrendim.

Yeni doğmuş bir bebeğin babasının parmağını minik eliyle ilk defa sıkıca kavradığında onu yaşam boyu bırakmayacağını öğrendim.

Bir insanın, aşağıdaki bir başka insana sadece bir kez bakmaya hakkı olduğunu, o da onun ayağa kalkmasına yardım ederken olması gerektiğini öğrendim.

Sizlerden öğrenebileceğim o kadar çok şey var ki! Ancak çok azı gerçekten işime yarayacak, zira hepsi bu bavulun içine yerleştiğinde ne yazık ki ben artık ölmek üzere olacağım.

Hep hissettiklerini söyle ve düşündüklerini yap.

Eğer bugün seni son kez uykuya dalarken gördüğümü bilsem, seni sımsıkı kollarımın arasında sarar ve Tanrı'ya ruhunun koruyucusu olabilmesi için dua ederdim.

Seni gördüğüm son dakikalarım olduğunu bilsem, sana "seni seviyorum" derdim, bunu zaten bildiğini unutarak, göz ardı ederek.

Hep bir "yarın" vardır ve yaşam bize her şeyi daha iyi yapabilmek adına yeni bir fırsat tanır. Ama eğer yanılıyorsam ve o gün bize kalan son gün ise, sana, seni ne kadar çok sevdiğimi ve asla unutmayacağımı söylerdim.

Yaşlı veya genç, "yarın" kimse için bir taahhüt değildir. Bugün belki de sevdiğin şeyleri gördüğün son gündür. O halde daha fazla bekleme, hemen bugün harekete geç, çünkü belki yarın hiç bir zaman olmayacak. Ve sen eminim ki onlara bir "gülümseme", bir "kucaklama", bir "öpücük" için zaman ayırmadığından, onlardan çok meşgul olduğunu düşünerek son bir istekte bulunmadığın için çok pişman olacaksın.

Sevdiklerini yanında sakla; kulaklarına onlara ihtiyacın olduğunu söyle; onları sev, onlara özen göster; onlara "seni anlıyorum", "affet beni", "lütfen", "teşekkür ederim" ve daha bildiğin bir dolu sevgi sözlerini sarf etmek için kendine zaman ayır.

Kimse seni, gizleyip kendine sakladığın düşüncelerinle anmayacaktır. Onları ifade edebilmek için Tanrı'dan güç ve sağduyu dile.

Dostlarına ve senin için değerli olan varlıklara, onların senin için ne kadar önemli olduklarını kanıtla.

Lenf Kanseri GABRİEL GARCİA MARQUEZ'in kaleme aldığı söylenen veda mektubu...

 

HAYATTAN NE ÖĞRENDİM?

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum.

Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.

Karanlığı gördüm, korktum.

Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...

Ağladım.

* * *

Yaşamayı öğrendim.

Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;

aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

* * *

Zamanı öğrendim.

Yarıştım onunla...

Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını,

zamanla öğrendim...

* * *

İnsanı öğrendim.

Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...

Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

* * *

Sevmeyi öğrendim.

Sonra güvenmeyi...

Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,

sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

* * *

İnsan tenini öğrendim.

Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...

Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

* * *

Evreni öğrendim.

Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.

Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni

aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

* * *

Ekmeği öğrendim.

Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini...

Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,

bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

* * *

Okumayı öğrendim.

Kendime yazıyı öğrettim sonra...

Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

* * *

Gitmeyi öğrendim.

Sonra dayanamayıp dönmeyi...

Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

* * *

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...

Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.

Sonra da ası yürüyüşün

kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.

* * *

Düşünmeyi öğrendim.

Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.

Sonra sağlıklı düşünmenin

kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

* * *

Namusun önemini öğrendim evde...

Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;

gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

* * *

Gerçeği öğrendim bir gün...

Ve gerçeğin acı olduğunu...

Sonra dozunda acının,

yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

* * *

Her canlının ölümü tadacağını,

ama sadece bazılarının hayatı tadacağını

öğrendim.

 

Mevlana


 

 
Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe, yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.
ATATÜRK


Sahip olduklarınızın, sahibiniz olmasına izin vermeyin.
H.Jackson Brown


Bugün ne olduğunuz, dünkü tercihlerinizin sonucudur. Yarın ne olacağınız ise bugünkü kararlarınızın sonucu olacaktır.
Shakespeare


Kendi iyiliğini başkalarına sunduğunda onların içindeki iyiliği dışarı çıkartırsın.
Harry Firestone


Mutluluk, kendi kendine yetenlerindir.
Aritoteles

DUYURULAR
Arşiv
Linkler
 
e-kitap

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Her hakkı saklıdır. © 2006 Evrenin Hediyesi
Serap Toyata • Tel: 0 (532) 376 76 81 • serap@evreninhediyesi.com

Ziyaretçi Sayımız: